DÜŞÜN BİRAZ

DÜŞÜN BİRAZ

Share

İNSANCA DÜŞÜNCENİN HER TÜRLÜSÜNE SAYGIMIZ VARDIR..ÇIKARSIZ GÜZELLİKLER DOLU DÜŞÜNCELERE SAYGILIYIZ

16/04/2026

Dünyadaki hiçbir çıkar, verdiğiniz sözü tutmamaya veya kendinize olan saygınızı kaybetmeye değmez.

Marcus Aurelius

16/04/2026

Neden başınızda türban var sayın savcım..?
- Çünkü inancım, şeriat gereği başımı kapatmam gerekir...

Saygımla lakiiiin
inandığınız şeriat
“kadınlar yargıç, savcı ve devlet başkanı olamaz” diyor ve
“Kadının yeri evidir,
şahitliği de yarımdır” diyor.

Savcım durum karışık her vallahh

Peki inandığınız düzen kadınların yargıç, savcı hatta devlet başkanı olamayacağını söylüyorken, bugün o makamda olmanızı neye borçlusunuz?

Cevap basit: Laikliğe.

Savcı cübbesini,
kadınlara eşit yurttaşlık hakkını veren Cumhuriyet’e
ve onu kuran Atatürk ve arkadaşlarına borçlusunuz borçlusunuz borçlusunuz

17/03/2026

Bir dakika durun ve şunu hayal edin.
Çin yarın bir karar alıyor.
"Bundan sonra buğday sadece yuan ile satılacak."
Ne olur?

CNN: "Her.vallah Çin dünyayı rehin alıyor."
BBC: "Gıda silah olarak kullanılıyor."
Reuters: "Çin küresel güvenlik tehdidi bree"

BM acil toplanır. NATO masaya oturur. Yaptırım paketi hazırlanır. 48. dolmadan nükleer bilmem ne üretiyorlar diyemeyecekleri için ÇİN diktatör yarı kominst devlet. damgası vuruluverir....

Şimdi ikinci senaryoyu hayal edin.

Çin diyor ki: "Tüm çipler yuan ile alınacak. Tüm denizcilik sigortaları yuan ile yapılacak. Yuan kullanmayan ülke küresel finans sisteminden kesilecek."

Ne olur?

Savaş nedeni sayılır. Ekonomik terör denir. "Dünya düzenini tehdit ediyor" denir.

Haklılar mı?

Haklılar. Tek bir ülke bunu yaparsa gerçekten dikdatörlük olur.

Ama bir sorun var.

Amerika bunu 50 yıldır yapıyor.

Ve kimse dikdatörlük demiyor.

Lütfen dikkatli okuyun.

1944'te dünya bir anlaşma yaptı. Bütün paralar dolara bağlandı. Dolar altına bağlandı. Sistem basit: Doların arkasında altın var. Güvenliydi.

1971'de Nixon ne yaptı?

Altın bağını kimseye sormadan tek taraflı kopardı.

"Geçici tedbir" dedi. 55 yıl geçti. Hâlâ geçici.

Dolar artık altına bağlı değil. Hiçbir şeye bağlı değil.

Peki dolar neden hâlâ değerli?

Cevap: Petrodolar.

1974 yılında ABD ile Suudi Arabistan anlaştı.

Anlaşma çok basit:

"Petrolünüzü sadece dolar ile satacaksınız. Karşılığında sizi askeri olarak koruyacağız."

Suudi Arabistan kabul etti.

Ne oldu?

Petrol almak isteyen her ülke önce dolar almak zorunda kaldı.

Japonya petrol alacak? Önce dolar alacak.
Almanya petrol alacak? Önce dolar alacak.
Hindistan petrol alacak? Önce dolar alacak.
Brezilya petrol alacak? Önce dolar alacak.

Dünya nüfusunun %95'i petrol kullanıyor. Hepsi dolar almak zorunda.

Bu ne demek?

Dolara 50 yıldır trilyon dolarlık yapay talep yaratıldı.

Amerika'nın yaptığı tam olarak bu. Bir ülke petrole erişmek istiyorsa dolara erişmek zorunda. Dolara erişmek istiyorsa Amerika'nın kurallarına uymak zorunda.

Kurallara uymayan ne olur?

Irak.

2000 yılında Saddam petrolü euro ile satmaya başladı. 3 yıl sonra Amerika Irak'ı işgal etti. Saddam idam edildi.

Sebep? "Kitle imha silahları."

Kitle imha silahı bulundu mu? Hayır.

Libya.

2011'de Kaddafi altın destekli Afrika dinarı planlıyordu. Afrika kıtasının tamamı dolardan bağımsız olacaktı. Yaptırımlar başladı. Kaddafi sokakta öldürüldü.

Sebep? "İnsan hakları."

Kaddafi gitti. Libya 3 parçaya bölündü.

İran.

Petrolü yuan ve rupi ile satmaya başladı. Dolar kullanmayı reddetti. Ne oldu? Dünyanın en ağır yaptırımları. SWIFT'ten çıkarıldı. Ekonomisi boğuldu. Ve şimdi bombalanıyor.

Venezuela.

Petrolü Çin'e yuan ile satıyordu. Maduro yakalandı.

Tesadüf mü?

Hayır.

Hepsinin ortak noktası: Doları reddettiler.

Hiç düşündünüz mü?

Doların arkasında altın yok. Üretim yok. Sadece bir söz var.

"Petrol dolar ile satılacak."

Bu söz bozulursa ne olur?

Dolara talep düşer. Dolara talep düşerse sistem çöker.

Bu yüzden bu söz korunuyor. Ne pahasına olursa olsun.

Bu sistem nasıl çalışıyor?

Şöyle düşün.

Sen mahallede bakkal açıyorsun. Ama mahallenin kabadayısı geliyor. Diyor ki:

"Bu mahallede alışveriş yapmak isteyen herkes önce benim dükkândan jeton alacak. Jetonla ödeme yapacak. Jeton almayan kimse alışveriş yapamaz."

Sen soruyorsun: "Neden senin jeton?"

"Çünkü ben diyorum."

Kabul etmezsen ne olur? Dükkânın yıkılır. Belki kavga edersin.

Ama mahalledekiler kendi aralarında: "Jeton sistemi mahallenin güvenliğini sağlıyor." diyor.

İşte dolar sistemi bu.

Rakamlarla anlatayım.

Amerika dünya üretiminin %16'sını yapıyor.

Ama dünya ticaretinin %88'i dolar ile yapılıyor.

%16 üretim. %88 ticaret.

Bu matematik tutmuyor.

Neden tutmuyor?

Çünkü doların değeri üretimden gelmiyor. Savaştan geliyor. Petrol anlaşmasından geliyor. SWIFT kontrolünden geliyor.

11 uçak gemisi. 750 askeri üs. 170 ülkede asker. Dünyanın en büyük donanması. Bu sistem sayesinde ayakta kalıyor.

Doların arkasındaki güvence altın değil. Ordu.

Şimdi Çin aynı şeyi yapsa?

Çin diyor ki: "Buğdayı yuan ile alacaksınız."

Batı: "Dikdatörlük!"

Amerika diyor ki: "Petrolü dolar ile alacaksınız."

Batı: "Sağlam ekonomi."

Çin diyor ki: "Yuan kullanmayana yaptırım uygulayacağız."

Batı: "Ekonomik savaş!"

Amerika diyor ki: "Dolar kullanmayanı SWIFT'ten atacağız."

Batı: "Ulusal güvenlik."

Çin bir ülkeyi bombalasa: "Savaş suçu."

Amerika bir ülkeyi bombalasa: "Demokrasi operasyonu."

Aynı eylem. İki farklı isim.

Fark ne?

Çünkü Ray Dalio'nun dediği gibi günümüzde orman kanunları geçerli. Güçlü haklıdır. Bunu yapan ABD olunca kimse sesini çıkartamıyor.

Bu sistem ne zamana kadar sürer?

Tarihe bakın.

İngiltere 200 yıl sterlin ile dünyayı yönetti. Sonra bitti.

Portekiz, İspanya, Hollanda. Hepsi kendi dönemlerinde dünya parasını kontrol etti. Hepsi bitti.

Ortalama ömür: 80-100 yıl.

Dolar sistemi: 1944'ten beri 82 yıl oldu.

Tarihin sonuna yaklaşıyor olabiliriz.

Çin altın biriktiriyor. Rusya altın biriktiriyor. BRICS kendi ödeme sistemini kuruyor. Suudi Arabistan yuan ile petrol satmaya başladı. Merkez bankaları 30 yılda ilk kez altını doların önüne geçirdi.

Herkes hazırlık yapıyor.

Çünkü herkes biliyor.

Bu sistem ebedi değil.

Ve asıl soru.

50 yıldır dünyaya "dolar kullanacaksınız" diye dayatan sistem. Kabul etmeyeni bombalayan sistem. Uymayan ülkelerin liderlerini deviren sistem.

Bu sisteme ne deniyor?

Batı medyası: "Uluslararası düzen."

Ben: Dünyanın en büyük dikdatörlüğü.

Bir imparatorluğun en büyük başarısı suçlarını başarı gibi göstermesidir.

Amerika bunu mükemmel yapıyor.

Yazanın kalemine bilgisine saglık

23/02/2026

MEKSİKALI direniş lideri
"Komutan Marcos",
Amerikan istihbarat servisinin hakkında çıkardığı
"Marcos bir eşcinseldir" dedikodusuna şahane bir yanıt... !!

"Komutan Marcos"un yanıtı:

"Marcos, San Francisco'da bir eşcinseldir, Güney Afrika'da bir zenci... İspanya'da bir anarşisttir, Fransa'da bir Cezayirli... Mexico City'nin teneke mahallesinde bir çetecidir... Savunma bakanlığında uzlaşmacı, soğuk savaş sonrası çağda bir komünisttir... Grev yapmaya yeltenmeyen sendikada grevcidir... Gecenin ilerleyen saatlerinde metroda yalnız başına bir kadındır... Topraksız bir köylü, işsiz bir işçidir... Serbest piyasacılar arasında bir muhaliftir... Kitabı ve okuyucusu olmayan bir yazardır... Ve tabii Güneydoğu Meksika dağlarında bir Zapataist'tir..."

21/01/2026

12 Eylül öncesi devrimci çocuklara yardım ve yatakcılıkdan Hatice nine’yi göz altına alıp hakimin karşısına çıkarmışlar.

Hakim Hatca nine’ye, "sen bu gençlere ekmek verirmişsin, eve alıp yemek verirmişsin öyle mi?" demiş.

Hatce Nine: "Hakim bey gül yüzlü çocuklardı, kapıma gelirlerse onlara yemek ekmek verirdim; sonra ben kapıma gelene sofra açmadan salmam ki..." demiş.

Peki demiş Hakim, "Hatce Ana sen bu gençler “İllagal” demedin mi?"

Yok Hakim bey ben onlara “İlla galın demedim” demiş.

"Yemin eden mi bunların illagal olduğunu bilmediğine" demiş hakim bey.

Hatca Nine: "Şah Hüseyinin başı için ben
bunlara illagalın demedim" demiş.

Hakim “Böyle yemin mi olur başka yemin et” demiş.
Hatca nine “Gara coğ beni taş kessin ki ” dediğim doğrudur demiş.

Hakim “Olmadı başka yemin et" demiş.

Hatce Nine “Aha Hüseyin Abdalın niyazı” demiş.

Hakim “o da kim böyle yemin mi olur?" deyince
Hatce Nine muhtara dönmüş “Ula muhtar bu hakim yezit mi yoksa, hiç kimseyi tanımıyor” demiş...

(Olay 1981'de yaşanmış.)

*Alıntıdır

14/01/2026

Çin Venezuela için ne yaptı?

Trump ya da Macron tarzı içi boş söylevler ve nutuklar atmadan Çin, bir dizi somut ve fiilî adımı hayata geçirmeye başladı.

Çünkü Çin, ABD’nin Venezüella petrolünü kontrol altına almayı Güney Amerika’daki Çin varlığını sınırlamanın ve önlenemez hızla ilerleyen yükselişini durdurmanın bir aracı hâline getirdiğinin farkındaydı.

Çin, doğrudan Amerikan imparatorluğunun “yüzer hattını” hedef alan adımlar attı. Zira Venezüella’ya yönelik saldırı, çok kutuplu dünya projesine ve BRICS grubuna karşı ilan edilmiş bir savaş anlamına geliyordu.

Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun kaçırıldığı haberinin yayılmasından sadece birkaç saat sonra, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Çin Komünist Partisi Siyasi Büro Daimî Komitesi’ni acil toplantıya çağırdı. Toplantı tam 120 dakika sürdü. Resmî bir açıklama yapılmadı, diplomatik tehditler savrulmadı; fırtına öncesi sessizlik hâkimdi.

Bu toplantı, Çinli stratejistlerin “asimetrik kapsamlı karşılık” olarak adlandırdığı mekanizmayı devreye soktu. Bu, Çin’in Batı Yarımküre’deki ortaklarını hedef alan bir saldırıya verilen cevaptı.

Venezüella, ABD’nin “arka bahçesi” olarak görülen Latin Amerika’da Çin’in ana sıçrama tahtası konumundadır.
Çin’in ilk aşama tepkisi, 4 Ocak sabahı saat 09.15’te başladı. Çin Merkez Bankası, sessizce, Amerikan savunma sanayisiyle bağlantılı şirketlerle yapılan tüm ABD doları işlemlerini geçici olarak askıya aldığını duyurdu.
Boeing, Lockheed Martin, Raytheon ve General Dynamics gibi şirketler, hiçbir ön uyarı olmaksızın Çin’le tüm işlemlerinin dondurulduğu haberiyle güne uyandı.

Aynı gün saat 11.43’te, dünyanın en büyük elektrik şebekesini işleten Çin Devlet Elektrik Şebekesi Şirketi, Amerikan elektrik ekipmanı tedarikçileriyle yaptığı tüm sözleşmeleri kapsamlı bir teknik incelemeye aldığını açıkladı. Bu adım, fiilen Çin’in Amerikan teknolojisinden kopuş sürecini başlatması anlamına geliyordu.

Saat 14.17’de ise, dünyanın en büyük devlet petrol şirketi olan Çin Ulusal Petrol Şirketi, küresel tedarik hatlarını stratejik olarak yeniden düzenlediğini duyurdu. Bu karar, yıllık 47 milyar dolar değerindeki Amerikan rafinerilerine petrol tedarik sözleşmelerinin iptaliyle “enerji silahının” yeniden devreye sokulması demekti.
ABD’nin doğu kıyılarına yönelen petrol sevkiyatları Hindistan, Brezilya, Güney Afrika ve Küresel Güney’deki diğer ortaklara yönlendirildi. Bunun sonucunda petrol fiyatları tek bir işlem gününde %23 yükseldi.
Daha da önemlisi, verilen stratejik mesajdı: Çin, tek bir kurşun atmadan ABD’yi enerji açısından boğma kapasitesine sahiptir.

Bir diğer adımda, dünya deniz taşımacılığı kapasitesinin yaklaşık %40’ını kontrol eden Çin Denizcilik Şirketi (China Ocean Shipping Company), “operasyonel rota optimizasyonu” adını verdiği uygulamayı devreye soktu. Bunun sonucunda Çin gemileri Long Beach, Los Angeles, New York ve Miami gibi Amerikan limanlarını pas geçmeye başladı. Çin deniz lojistiğine büyük ölçüde bağımlı olan bu limanlar, konteyner trafiğinin %35’ini bir anda kaybetti.
Bu durum, Walmart, Amazon ve Target gibi büyük şirketler için gerçek bir felakete dönüştü. Zira bu şirketler, Çin’de üretilen malların ABD limanlarına taşınmasında Çin gemilerine bağımlıydı. Tedarik zincirleri saatler içinde kısmen çöktü.
Bu hamlelerin en dikkat çekici yönü, eşzamanlılıklarıydı. Zincirleme bir etki yaratarak ekonomik darbeyi katbekat büyüttüler. Bu, kademeli bir tırmanma değil; ABD’nin karşılık verme kapasitesini felce uğratmak üzere tasarlanmış sistemik bir şoktu.

ABD hükümeti bu darbeyi henüz sindirememişken, Çin yeni bir adım attı: Küresel Güney’in seferber edilmesi. 4 Ocak günü saat 16.22’de Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi; Brezilya, Hindistan, Güney Afrika, İran, Türkiye, Endonezya ve 23 ülkeye daha, Amerikan müdahalesiyle iktidara gelecek herhangi bir Venezüella hükümetini tanımayacağını açıkça beyan eden ülkelere derhâl geçerli olacak ayrıcalıklı ticaret koşulları teklif etti.24 saatten kısa bir süre içinde 19 ülke bu teklifi kabul etti. İlk kabul eden Brezilya oldu; onu Hindistan, Güney Afrika ve Meksika izledi. Böylece “fiilen çok kutuplu dünya” kavramı somutlaştı.

Çin, ekonomik teşvikleri bir silah gibi kullanarak ABD karşıtı bir koalisyonu anında oluşturmayı başardı.
“Son dokunuş” ise 5 Ocak’ta geldi: Pekin finansal silahı devreye soktu. Çin’in sınır ötesi bankalar arası ödeme sistemi, Washington’un kontrolündeki SWIFT sisteminden kaçınmak isteyen her türlü uluslararası işlemi karşılayacak şekilde kapasitesini genişlettiğini duyurdu. Bu, Çin’in dünyaya Batı merkezli finans sistemine tam ve işlevsel bir alternatif sunduğu anlamına geliyordu.
Amerikan finans altyapısına bağlı kalmadan ticaret yapmak isteyen her ülke, şirket ya da banka; %97 daha ucuz ve daha hızlı olan Çin sistemini kullanabilir hâle geldi.
Tepki anında ve sarsıcı oldu: İlk 48 saat içinde 89 milyar dolarlık işlem gerçekleştirildi. 34 ülkenin merkez bankası Çin sisteminde operasyonel hesap açtı. Bu da ABD’nin en önemli finansman kaynaklarından birinde dolarizasyonun çözülme sürecinin hızlandığını gösteriyordu.

Teknoloji cephesinde ise, dünya nadir toprak elementleri üretiminin %60’ını kontrol eden Çin, yarı iletkenler ve elektronik bileşenler için hayati öneme sahip bu madenlerin, Nicolas Maduro’nun kaçırılmasını destekleyen ülkelere ihracatına geçici kısıtlamalar getirdi. Bu karar; Apple, Microsoft, Google ve Intel gibi Amerikan teknoloji devlerinde büyük bir endişe yarattı. Zira bu şirketler temel bileşenlerde Çin tedarik zincirlerine bağımlıydı ve üretim sistemleri haftalar içinde çökme riskiyle karşı karşıya kaldı.

Çin’in her hamlesi, Amerikan imparatorluğunun ekonomik kalbine doğrudan indirilen bir darbe niteliğindedir.
“Çin Venezuela için ne yaptı?” diye soruyor dostlar ve düşmanlar.
Yukarıda anlatılanlar, bu sorunun açık cevabıdır:
Savaş ilan etmeden, Çin harekete geçiyor, etkiliyor ve yeni gerçeklikler dayatıyor.

Kurt Grötsch
Alman akademisyen ve araştırmacı. Nürnberg Üniversitesi’nden doktora, Madrid’den MBA derecesi sahibi. Avrupa ve uluslararası üniversitelerde öğretim üyesi ve konuşmacı. Kültür, iletişim ve yaratıcı endüstriler alanında uzman; birçok kültürel merkez ve kurumun kurucusu. “Çin Kürsüsü” başkan yardımcısı ve Çin Minzu Üniversitesi elçisi.

10/12/2025
18/09/2025

Hee vallah başka türlü anlatamayacaz bu yüzden
Bir Geri Zekalıya Anlatır Gibi Anlatayım.

Yıl: 1828–1829

Osmanlı tahtında Sultan 2. Mahmut oturuyor.
Osmanlı-Rus savaşı sürüyor.
Osmanlı ordusunun Tuna garnizonlarında ekmek yok
Çünkü ekmeği yapacak un ,
unu yapacak buğday yok!

Osmanlı, ünlü Yahudi banker Rothschild’e başvurur.
Rothschild, gerekli buğdayı satın alıp Osmanlı’ya verir.

Osmanlı devleti, aldığı buğdayın ancak yarı parasını ödeyebilir.

Yıl: 1834

Osmanlı tahtında Sultan 2. Mahmut oturmaktadır.

Yunanlar Osmanlı’ya başkaldırmış, savaşmış ve bağımsızlıklarını kazanmışlardır.
Ayrıca, Osmanlı devletinin Yunanlara tazminat ödemesi karalaştırılmıştır. Sikke sikke ödeyecekler amaa
Osmanlı’nın tazminat ödeyecek sikkesi yoktur, hazine boştur.

Osmanlı yine banker Rothschild’e başvurur.

Rothschild’in bir temsilcisi İstanbul’a gelir, sözü edilen parayı öder, Osmanlı’ya borç yazılır.

Yıl: 1853–1856

Osmanlı tahtında Sultan Abdülmecit oturmaktadır.

Kırım Savaşı sürmektedir.

Osmanlı ordusunun silaha ve mühimmata ihtiyacı vardır, ama bunları alacak parası yoktur.
Osmanlı, yine banker Rothschild’e başvurur.
Rothschild aracı olur, Osmanlı’ya 10 milyon 514 bin 976 kuruş borç verip 40 bin tüfek, 2 bin şişhane, 10 milyon fişek ve 50 milyon kapsül alınır.

Yıl: 1855

Osmanlı tahtında Sultan Abdülmecit oturmaktadır.

Zaten kasasında parası olmayan Osmanlı’nın, Kırım Savaşı sırasında masrafları çok artmıştır.

Çok acele ve çok büyük paraya ihtiyacı vardır.

Osmanlı yine banker Rothschild’a başvurur.

Osmanlı, istediği borç karşılığı Mısır vergisi, İzmir ve Şam gümrüklerinin gelirlerini teminat olarak gösterir, yani ipotek ettirir.

Rothschild bu teminatlarla yetinmez. Çünkü Osmanlı devleti, aldığı buğdaydan kaynaklanan borcun yarısını hâlâ ödememiştir.

İşte bu nedenle Rothschild; İngiltere ve Fransa’nın kefil olması koşuluyla Osmanlı’ya borç vermeyi kabul eder.

Osmanlı devletine 5 milyon Sterlin borç verir.

Yıl: 1891

Osmanlı tahtında Sultan 2. Abdülhamit oturmaktadır.

Hazinede para yoktur.

Bir kez daha banker Rothschild’e başvurulur.

Rothschild; yüzde 4 faizle, ödeme süresi 60 yıl olan, 6 milyon 316 bin 920 Sterlin borç verir.

Yıl: 1894

Osmanlı tahtında Sultan 2. Abdülhamit oturmaktadır.

Hazine tam takırdır.

Borç için yine banker Rorhschild’e başvurulur.
Rorhschild, yüzde 3,5 faizle 8 milyon 212 bin 340 Sterlin borç verir.

Borcun geri ödeme süresi 61 yıldır.
20 milyon yüzotuz bin odeyeyecegi rakam...

Osmanlı bu borcu yıllık 330 bin Sterlin taksitlerle ödemek üzere borç senetleri imzalar.

Tarih: 1 Kasım 1922

Türkiye Büyük Millet Meclisi, Osmanlı saltanatına son verdi,

Tarih: 17 Kasım 1922

Son Osmanlı Padişahı Vahdettin, bir İngiliz savaş gemisiyle İstanbul’dan kaçtı.

Tarih: 24 Temmuz 1923

Lozan Antlaşması imzalandı.

Genç Türk devleti, Osmanlı devletinin borçlarını yüklendi.

Bu borçlar arasında banker Rorhschild’den alınmış borçlar da vardı.

Lozan Antlaşması’nın ilgili hükümleri gereğince, banker Rorhschild’den alınmış olan borçlar Rothschild Ailesi’ne ödendi.

Değerli Dostlar,

Kamu maliyesi uzmanı Dr. Mahfi Eğilmez, Osmanlı’nın borçlarını hesapladı. 2013 yılının kurlarına göre, Osmanlı devletinin toplam borcu 500 MİLYAR DOLAR tutuyordu.

Bu borcu, büyük Atatürk’ün önderliğinde “Yeniden Doğan” millet ödedi.

Değerli Dostlar,

Bu yazının kısa özeti şudur:

Yıkılıp giden Osmanlı’nın 500 MİLYAR DOLAR borcunu, Osmanlı’nın aşağıladığı Türk halkı ödedi.

Bu gerçeği, Osmanlı palavralarıyla kandırılmak istenen halkımız, özellikle de gençlerimiz hiç akıllarından çıkarmamalıdırlar.

Bilin istedim bree....

18/09/2025

'♨️SIĞIRLARLA KIYASLANIP, SIĞIRLARIN TERCİH EDİLDİĞİ BİR YARIŞI KAYBETMİŞ 200.000 TROLE AÇIK MEKTUP

♨️Biliyoruz ki her keresinde iktidarın yanlışlarını cesurca ve tavizsiz dile getirdikleri için Ece Üner, Deniz Zeyrek, İsmail Saymaz, Selçuk Tepeli, Timur Soykan, Murat Ağırel, Şule Aydın, Barış Türkoğlu, Barış Pehlivan gibi ve daha bir çok donanımlı, namuslu, dürüst ve çalışkan haberciye karşısınız.

♨️Onlar, her türlü baskı ve zorlama altında, her an cezaevine girme olasılığı ceplerinde işlerini yaparken; bizim onları yalnız bırakacağımızı sanacak kadar da ahmaksınız.

♨️İstiyorsunuz ki her haberci, Ahmet Hakan, Nedim Şener, Cem Küçük, Hulki Cevizoğlu gibi Türkiye gerçeklerini makam ve menfaat uğruna gizleyen hatta değiştiren kişiler olsun, Şebnem Bursalı gibi haberciyken vekil olup aç halkının gözüne istakoz soksun...

✨Gerçek haberciler olmasa✨

♨️Bürokrasideki kokuşmuşluğu ortaya koymak için “Bir bakan yardımcısı bürokrat maaşıyla 48 milyon TL’ye PORSCHE nasıl alabilir” diye kim haykıracak ?

♨️Her söylediği gündem olan modern Atatürk kadınını kim temsil edecek ?

♨️Kendini yenilmez zannedenlere "Kardeşim seçimi kaybettiniz, ikinci partisiniz ve topal ördeksiniz" diye kim itiraz edecek ?

♨️Hiç bilmediğimiz, duymadığımız hırsızlıkları, talanları, ahlaksızlıkları kim cesaretle ortaya koyacak, bu uğurda cezaevine girmeyi kim göze alacak ?

♨️Tarikat yurtları ve Kur'an kurslarında kalan küçücük çocuklara tecavüz edildiğini, iktidarın bakanının kendi bakanlığına ihale verdiğini, Bilal'in gemilerini, Binali'nin servetini, Süleyman'ın suç imparatorluğunu, Tügva'yı, Türgev'i, Ensar'ı ve daha bir çok haberi nereden öğrenecektik ?

Onlar bu ülkenin geleceğine olan umutlarımızı arttıran parlak yıldızları, sönmeyen ateşleridir. Onları yemek isteyen trollerin, çarklarına çomak sokmak da biz vatanseverlerin boynunun borcudur.

✴️Fahrettin'in Trolleri✴️
Bir an önce suçlarınızdan arının.Daha yararlı işler bakın kendinize, bilin ki devriniz bitti. Uzatmalar oynanıyor. Son düdük çalacak, elbet elinde hesap pusulasıyla biri içeri girecek ve herkes yediğinin, içtiğinin hesabını ödeyecek.

Ağlamak, sızlanmak, affedin demek yok..."
Yazan kim bulamadım....

31/07/2025

Yaz okumalarından...

Devrim kartalı
Bir Remzi Basalak hikayesi
Derleyen: Şaban Budak
Yediveren yayınları
Toplam:351 sayfa

Kitap bir roman değil, araştırma kitabı da. Bir devrimcinin hayat hikayesi üzerine kurulu. Bir devri; önüne konulan masaya tekme vurarak deviren ve sona erdiren, işkence de gösterdiği direnişle tarihe geçen, Remzi Basalak'ın arkadaşları ve nişanlısından alınan bilgilerle oluşturulan güzel bir çalışma...

Tarihe düşen ve mücadelesiyle örnek olan Devrimciler unutulmamalı. Onların hikayeleri mutlaka yazılmalı...
Yaşanılan tarih kayıt altına alınmalı. Remzi işkencede öldürüldüğünde 29 yaşındaydı. Tarih 28 Ekim 1992. Basına gösterilmiş, herkesin gözü önünde; paraların ve silahların dizili olduğu masayı tekmelemiş, darmadağın etmişti. Polisler alelacele basını dışarı çıkarmışlar ve o gece katletmişlerdi Remzi'yi...
O tekmeden sonra polis, bir daha devrimcileri suçlu gibi bir masanın arkasına dizmekten vazgeçmişti...
Kitap 17 yaşında Adana'da devrimci mücadele içinde yer alan; Remzi'nin yaşantısından kesitlerle onun mücadelesini gayet iyi vermiş.
Nişanlanması, yer altı çalışmaları, gözaltına alındığı zamanlardaki direnişçi tavrı; tanıklara dayanarak bir bir anlatılmış...
Şair Adnan Yücel satırlarında onu söyle tarif etmiş: "Gelir birgün adın dile/bitmiş olur bütün çile/Toroslardan gökyüzüne/çekilirsin bayrak diye..."
Remzi'nin işkencede katledilmesi tam dört gün gizlendi. "Başını duvarlara vurarak intihar ettiği" söylendi. Tıpkı Metin Göktepe gibi...
Cenazesi doğduğu köye getirildi. Köy muhtarı ve köy imamından başkasının mezarlığa girmesine izin verilmedi. Jandarma tüm yolları kesti. Cenazeye katılmak isteyenleri gözaltına aldı. Günlerce mezarlığa kimseyi sokmadı...
Köy abluka altında tutuldu.
Kiz kardeşi onun ölüsünün köye getirilişini şöyle tarif etmiş; "nasıl bir işkence yaptılar ki, her tarafı saçtı. "Toplayalım," dedim. toplayamadım. Ağzının içinde bile saç vardı..."
Eşyalardan sadece kemerini ve Nişan yüzüğünü verdiler. Elbiseleri ve masaya vurduğu o ayakkabılar yok edildi...

Bir devrimcinin anatomisini okurken bazen öyle sahnelerle karşılaşıyorsunuz ki. Donup kalıyorsunuz. Dilinin kesilmiş olmasını okuduğunuzda bir an kitabı kapatıyorsunuz. Bir insana yapılana yüreğiniz dayanmıyor...
Mutlaka okunmalı. Hem de satır satır...

Direnişçi bir devrimci: Remzi Basalak; seni unutmayacağız. O attığın tekmeyi de...Uğurlar ola...

Want your business to be the top-listed Gym/sports Facility in Adana?

Click here to claim your Sponsored Listing.

Location

Website

Address


Adana
01