02/11/2017
Kişisel Gelişim Dönüşüm Bilgelik Okulu
Kendine yolculuğu süren, en derin, en renkli, en mucizevi olanın kendine yolculuk olduğunu bilen ve bu yolculuğa çıkmak isteyen herkese yol arkadaşlığı yapmak üzere adanmışlıkla hazır bekleyen yolcular olarak açtık Akra Akademi’yi…
Bu yolculuk; başka başka canların, kendine yolculuğuna yaptığımız tanıklıktır…”
Bir mucizeyi yazmak istiyoruz ama mucizeler kelimelerin içine sığabilir mi bilmiyoruz… V
02/11/2017
Bir şey istediğimizde genelde istediğimiz şeyi engelleyebilecek şeylere odaklanırız.. Ve böylece eski ile savaşır dururuz.. Bu öyle derinlere işlemiş bir alışkanlık ki sevgide, özgürlükte neredeyse herşeyde istediğimiz şeylere odaklanmaktansa istemediğimiz şeylere odaklanır ve bunun adına mücadele deriz.
Barış olmak yerine savaş karşıtı oluruz. Özgür olmak yerine özgürlük talep eden oluruz.. Sevgi olmak yerine sevgi ararız. Ötekiyle mücadeleye tutuşur bizi engelleyenlerle savaşırız kendimizce''..
"Değişimin sırrı; eski ile savaşmak değil, tüm enerjini yeniyi inşa etmeye odaklamaktır."
Sokrates
Eğer bir bardak suya, bir avuç dolusu tuz atarsanız, o su içilmez olur. Ama bir avuç tuzu bir nehre atarsanız, insanlar hala o sudan içip, yemek pişirebilirler. Nehir kocamandır, kabullenme ve dönüştürme yetisi vardır. Kalbimiz küçükse, anlayışımız ve merhametimiz limitlidir, ve acı çekeriz. Diğer insanları ve hatalarını kabullenemeyiz ve değişmelerini bekleriz. Ancak kalbimiz büyüdüğünde, böyle şeyler bize acı çektirmez. Çok fazla anlayış gösterebiliriz ve diğer insanları kabulleniriz. Onları oldukları gibi kabullendiğimizde, değişim şansları da olur.
Bu durumda, asıl soru kendi kalbimizi nasıl büyütebileceğimiz. Bunun yolu da kendimizi anlamak, kendi acılarımızı fark edip kendimize şefkat göstermeye başlamaktan geçiyor. Kendimizi mutlu etmeyi öğrendiğimizde, sevme yeteneğimizi de geliştirmiş oluruz.
Sevgi öğrenilen dinamik bir etkileşim olduğu için, çoğumuz anlayış (ve yanlış anlayış) sistemimizi küçük yaşta başkalarından kopyalayarak öğreniriz. Nhat Hanh diyor ki: Eğer ebeveynlerimiz birbirini sevmediyse, sevginin neye benzediğini nerden bilebiliriz ki? Ebeveynlerin çocuklarını bırakabilecekleri en değerli miras para, ev, arsa değil kendi mutluluklarıdır. Eğer mutlu ebeveynlere sahipsek, en büyük zenginliğe sahibizdir.
Hayat çok hızlı ilerler; durağan değil, dinamiktir. Kıpırtısız bir göl değildir, devamlı akan bir nehre benzer. Art arda geçen iki dakikada hiçbir şey aynı kalmaz. Bu yüzden bir şey şu an için doğru olabilir, ama bir sonraki dakikada bu değişebilir. O zaman ne yapılmalı? Yapılabilecek tek şey insanların farkında olmalarını sağlamaktır, böylece değişken bir yaşama karşı nasıl tavır alabileceklerine karar verebilirler.
Eski bir Zen hikayesi vardır: Birbirlerine rakip iki tapınak vardı. Her iki üstat -aslında üstat değil papaz olmalıymışlar- birbirlerine öylesine düşmanlık duyuyorlardı ki yandaşlarına asla diğer tapınağa bakmamalarını söylediler.
Her bir papazın yanında kendisine hizmet edecek, getir götür işlerini yapacak bir çocuk vardı. İlk tapınağın papazı çocuk uşağına dedi ki, “Asla diğer çocukla konuşma. O insanlar tehlikeli.”
Ama çocuk ne de olsa çocuktur. Bir gün ikisi yolda karşılaştı ve birinci tapınaktan gelen çocuk diğerine sordu, “Nereye gidiyorsun?” ,
Diğeri, “Rüzgarın sürüklediği yere, ” dedi. Böyle dediğine göre tapınakta büyük Zen söylemleri dinliyor olmalıydı. “Rüzgarın sürüklediği yere” büyük bir lakırdıydı, tam bir Tao cümlesi.
Ama ilk çocuk çok utandı, alındı ve ona nasıl cevap vereceğini bilemedi. Sıkıntı, öfke kadar suçluluk da duyuyordu, çünkü “Üstadım bana bu insanlarla konuşma demişti. Bu insanlar gerçekten tehlikeli. Şimdi, bu ne biçim bir cevap böyle? Bu beni küçük düşürdü,” diye düşünüyordu.
Üstadına gidip olan biteni anlattı. “Onunla konuştuğum için özür dilerim. Siz haklıydınız, o insanlar tuhaf. Bu ne biçim bir cevap? Ona ‘Nereye gidiyorsun’ diye sordum -basit ve kibar bir soru- ve pazara gittiğini biliyordum, tıpkı benim de pazara gitmekte olduğum gibi. Ama o bana, ‘Rüzgarın sürüklediği yere,’ dedi.”
Üstad, “Seni uyardım, ama dinlemedin. Bak şimdi, yarın git aynı yerde dur. O geldiğinde ‘Nereye gidiyorsun?’ diye sor ve o da ‘Rüzgarın sürüklediği yere,’ diyecek. O zaman sen de olaya daha filozofça yaklaş. De ki, ‘O zaman bacakların yok, demek? Çünkü ruhun bedeni yoktur ve rüzgar ruhu hiçbir yere götüremez!’ Buna ne dersin?” dedi.
Tam bir hazırlık çabası içindeki çocuk bütün gece bunu tekrarlayıp durdu. Ertesi sabah erkenden oraya gitti, aynı noktada durdu ve tam zamanında ikinci çocuk çıkageldi. Birinci çocuk çok mutluydu, şimdi ona gerçek felsefenin nasıl yapıldığını gösterecekti. Böylece “Nereye gidiyorsun?” diye sordu. Ve bekledi…
Ama ikinci çocuk, Pazardan biraz zerzevat alacağım,,” diye cevap verdi.
Şimdi, o çocuk öğrendiği felsefeyi ne yapsın?
Hayat böyledir işte. Ona hazırlanamazsın, onun için hazır olamazsın. Güzelliği mucizesi de budur, seni hep hazırlıksız yakalar, hep sürpriz. Gözlerin varsa her anın bir sürpriz olduğunu ve önceden hazırlanmış hiçbir cevabın işe yaramayacağını görürsün.
Osho
08/06/2016
Eckhart Tolle. Farkindalik, bilinc, uyanis Eckhart Tolle, Farkindalik, bilinc, uyanis
04/06/2016
03/06/2016
Günaydin 🤗
Doğal nefes...
ANTHONY ROBBINS "SINIRSIZ GÜÇ"
Beş duyu uzuvlarının her birinin ayrı işlevi olduğu gibi burun'' nefes almak ''içindir. Ağızdan alınan ve verilen nefes yanlış olup evrensel enerji kanallarının giriş noktası olduğu hatırlanarak meditasyon ve egzersizler haricinde de nefes burundan alınmalı ve verilmelidir...
Vücudumuzun yaşamsal ihtiyacı olan prana (Ki,chi,evrensel enerji) ETERİK Bedene ait bir organ sistemi olan Sanskritçe Nadi adı verilen kanallar vasıtası ile tüm vücutta devinir. Nadilerin ana kanalı olan Sushumna nadi omurga omurilik boyunca kuyruk sokumuna dek uzanır.Sol burun deliğinden başlayan kanal(İda nadi) soğuk ay enerjisini taşırken,sağ kanal olan Pingala nadi yada surya nadi sıcak güneş enerjisi olarak adlandırılan eril enerjiyi taşır. Bu iki enerjinin nadiler vasıtası ile döngülerini temin ettiği enerji girdaplarının dengede olması vücudun sağlığı ile birebir ilişkidedir. Enerji girdapları Chakra adı verilen 7 ana açılımda dönerler. Her bir girdap bir salgı bezini harekete geçirir ve dengede olmaları bu bezlere bağlı olan organların da dengede çalışmasını sağlar. Aşırı dönen herhangi bir girdap aşırı salgıya ve o organa bağlı hücrenin dejenerasyonuna sebep verir ki sonuç olarak bu dengesizliği haber veren hastalık ortaya çıkar. Girdapları dengede tutmak ; doğru nefes almak ve Tibet Beşli Ayin çalışması ile mümkündür.
Nefes çalışması
Evrensel enerjinin bedenimizde sağlıklı ve kesintisiz akabilmesi için ;
- Dik ve düz bir omurga duruşuna ihtiyaç vardır.
- Ayrıca gevşek omuz ve boyun kaslarına da ihtiyaç vardır ki bu kaslar stres ve toksin birikiminden dolayı daima kasılmış durumda olduğundan vücutta oksijenle taşınan prana beyne yeterince ulaşamaz bu da farkındalık düzeyini düşürür.
-Burun deliklerini kullanmanın yanı sıra tüm kapasite tümü kullanılan ve temiz olan akciğerlere ihtiyaç da ilk şarttır.
Bebek nefesi
Üç kısımdan oluşan akciğerlerimizin en alt bölümü yeterince ve doğru nefes almadığımızdan toksin biriktirir ve kapasitesi düşük prana devindirir.
Boşaltılmış ciğerlere ;
-Üst karın şişirilerek alt ciğerin ilk alınan nefesle doldurulması
-Ve sırası ile orta ciğerin kaburgaları yanlara iterek doldurulması
-Ve en son üst ciğer bölümünün omuzları yukarı iter şekilde doldurulması 4 sayısına denk düşecek şekilde alınması ile başlar.
-Verişte üst karın içeri çekilerek ilk alınan nefes salınır,
- Kaburgalar geriye çekilerek ikinci bölüm salındıktan sonra omuzların serbest bırakılıp gevşemesi ile son bulur.
Bu nefese diafram nefesi de denir.
Size aşırı tutku ile bağlanan da,sizden aşırı nefret eden de aynı duygunun esareti altındadır.Sakın ola yargılamayın onu.O aşk ehlidir dokunmayın ona.Sevin onu,çünkü o her ahvalde sizi yüceltendir. Aşk dağıtır, yakar,siler ve geçer.
Halid Fuad
RUHSAL UYANMA
Ruhsal uyanış toplumsal hipnozun etkisinden kurtulup kişinin BEN BEN’im demesidir. Bilinç düzeyinin bu seviyeye gelmesidir. BEN BEN’im demek kişinin içindeki Tanrısal Özünü, Ruhunu keşfetmesi demektir. Bu andan itibaren fiziksel beden, ruhsal beden ile birleşmeye başlar. Artık zihnin etkisinde Ego dolu bir yaşam yerine birey kendisinin ve Evrendeki her şeyin hayrına olan şeyi istemeye başlar.
Bencillik son bulur. Evrendeki Birlik bilinci idrak edilir. Dünya yaşamı anlamlı hale dönüşür. Kişi daha gözlemci olarak hayatın içinde yer alır. Toplumun içinde bulunduğu Kitle Hipnozunu görür. Bunun içine düşmez, düşerse de yüksek farkındalığı hemen bu durumdan kendini çıkarır.
Kendini sever. Kendini yargılamaz. Geçmiş hayatını pişmanlık olarak değil tecrübe ve Şimdi’nin bilgeliğinin sebebi olarak görür.
Gelecek hayatından korkmaz, endişe etmez. Çünkü ŞİMDİ’deki yüksek bilinç seviyesi ile geleceğini kendisinin yaratacağından emindir. Ne düşünürse onu yaşayacağını bilir ve olumsuz düşüncelerin enerjisini sahiplenmez.
Tanrısal yaşam sadece Şimdi’dedir. Geçmiş ve gelecek sadece hayaldir. Buna tutulmak hipnozun etkisi altına girmektir.
İçinde Tanrı özü taşıyan İnsan mutsuz olamaz. Tertemiz koşulsuz Sevgi ve Neşeden başka hissettiği her şey Zihnin yarattığı Hipnozun etkisidir. Bu hipnoz o kadar etkilidir ki Kişinin tüm yaşamı endişe, depresyon, güce tapma, ahlaksızlık şeklinde geçebilir. Tüm hayat Tanrısal erdemi farkedemeden yaşanabilir ve son bulabilir.
Ruhsal Uyku, Zihnin bu hipnoz etkisinde yaşamasıdır. Uykudaki insan kendini toplum içinde hep kıyaslar ve en yüksek seviyede olmak için elinden gelen her şeyi yapar. Bu seviyeyi kaybetmemek için Bencillik, Sevgisizlik, Nefret, Ahlaksızlık silahlarını devamlı kullanır. Kendini en alt seviyede gören insan ise yukarılara çıkmak için çabalar durur. Çıkamayınca da mevcut hayatına küser, kendini sevmeyen, ezik, silik endişeli bir hayatın içinde döner durur.
Peki Uyanma nasıl gerçekleşecek? Ne yazık ki uyanma güce dayalı paralı itibarlı, ihtiraslı,bencil, kibirli bir yaşam akışı içinde kolay uyanmaz. Daha çok çileli, ıstıraplı, üzüntülü, zor bir yaşam içinde Uyanma sinyalleri verebilir. Genelde aileden birinin kaybı, işten atılma, uzun hastalık süreçlerinde Uyanma ihtimali yüksektir. Bu sinyallere dikkat verilirse kişi zihninin ötesindeki Yüksek Benliği (özü, ruhu) ile temas kurmaya başlar ve gelen sezgisel bilgilerle yolunu bulur. Adeta sezgisel bilgilerin geldiği ışık vanasını açar. Ama bu uyanma noktası çok kritiktir. Eğer kişi bu sezgileri alamaz ise yaşadığı sıkıntılardan dolayı daha da zor şartlara gömülmeye başlar ve bunun sonucunda Ruhsal bozukluklar, Fiziksel hastalıklar ile geçen uzun çileli bir hayat ve sonunda ölümle biten bir sürecin içine girebilir.
Günlük hayatımız uyanmamız ve uyandıktan sonra ruhsal tekamülümüzün gelişmesi için muazzam bir okuldur. Her gün yaşadıklarımız, karşılaştığımız insanlar bu farkındalığı arttıracak sebeplerdir. Bizi en çok üzen insanlar, olaylar bizi uyandırmak için oluşan olaylardır. Onlara kızmak yerine teşekkür edin. Ama bunu bu gözle görebilirsek. Yoksa bizi kızdıran bir insana bizde aynı seviye ile kızmaya başlarsak uyku daha da derinleşecektir. Birey, Düşük titreşimlerin okyanusunda kaybolacaktır.
Uykudan uyanmanın en etkili yolu kişinin kendini sevmesi ve yargılamaması ile başlar. Yaptığı işten dolayı kendini sevecektir, aynaya bakınca kendini sevecektir. Kilosuna, sıskalığına, yüzündeki, kırışıklığa, saçının beyazına dökülmesine aldırmayacaktır. Parasızlığına isyan edip neden arabası evi olmadığına üzülmeyecektir. Kendini başkalarının bolluğu ile kıyaslamayacaktır.
ŞİMDİ’de yaşayıp öncelikle sahip olduğu noktayı Kabul edecek. Bunu yargılamayacaktır. Mevcut durumu Kabul etme anı çok önemlidir. Çoğu insan bunu yapamaz hep isyan eder. Kendine kızar, başkalarına kızar. Hep bir gerginlik, sıkıntı içindedir. Bunların hepsini salıvermek ve koşulsuz kendini sevmek ve içinde olduğu durumu her şeyi ile Kabul etmek gereklidir.
Eğer bu durum gerçekleşirse ikinci süreçte kişinin çevresindeki olayları insanları da yargılamadan aynı şekilde Kabul etmesi ve sevmesi gereklidir. Çünkü herkes kendi ruhsal tekamülünü yaşamakta ve içlerindeki Tanrı özünü görme gayretindedir. Bu duruma Saygı duyulmalıdır. Bu seviyeden insanlığa yapılacak bakış açısı tamamen uyanmayı sağlayacak olan önemli bir hamle olacaktır.
Tamamen uyanmanın üçüncü aşaması ise Kişinin geleceğini kendisinin yaratacığına inanmasıdır. Bugün ne düşünürseniz yarın size o gelecektir. Bu Evrensel Kuraldır. Kuantum Enerji Yasasıdır. Cebinizde paranız olmasa bile param var dediğinizde Zihnin ötesine çıkıp Evrene param var ve hep param olacak mesajı vermiş olacaksınız Evren’deki enerjide size bu parayı getirecek potansiyelleri sunacaktır. Bunu olmayan Aşk, Ev, Araba, Sağlık sizin ve Evren’in en yüksek hayrına olacak her şey için isteyebilirsiniz.
Tabi ki zihin bu sırada size saçmalama böyle komik isteklerde bulunma diyecek. Sen parasızsın hayal ederek para nereden gelmiş diyecek ve sizi bu NİYET’den alıkoymaya çalışacaktır. Eğer siz Zihnin bu oyununa direnirseniz, Ruhunuza, Tanrısal özünüze güvenirseniz ve kalbinize isteklerinizin NİYET’ini koyarak bunu İlahi Sistemden isterseniz bu kesinlikle gelecektir. Gelmesi bir süreç alacaktır bu sırada Zihin niye gelmedi hani gelecekti diye sorgulayacak siz bunları da dinlemeden NİYET’le kalbinizle istemeye devam ederseniz sizi mutlu edecek sonucu göreceksinizdir. Gelen küçük başarılar ile Evrensel Enerji yasasına güvenecek ve daha büyük isteklerinizi kalbinize koyacağınız NİYET ile isteyeceksiniz.
Sonrasında mı ne yapacaksınız? Uyanmanın keyfini bu Dünya'da Bedenlenmiş Üstat olarak süreceksiniz ve Işığınız ile uyuyanları onları kırmadan, tekamül süreçlerine saygı duyarak uyandıracaksınız. Kimseyi zorlamanıza gerek yok sadece onları yargılamadan sevin, uyanmaları kendiliğinden gerçekleşecektir.
(Alıntı)