Herşeyin Hiçbirşeyi

Herşeyin Hiçbirşeyi

Share

Contact information, map and directions, contact form, opening hours, services, ratings, photos, videos and announcements from Herşeyin Hiçbirşeyi, Istanbul.

27/09/2019

Sabah, dün semt pazarından alınmış harika üzümler (tam bir kilo) yıkandı, tanelerine ayrıldı biraz sirkeli suya konup, bekletildi. İnşallah üzerindeki ilaç vs kimyasallardan arınmıştır da denildi . Sonra cam kavanoz yıkandı tekrar ve içine üzümler itinayla yerleştirildi. Çok mutlu bir tesadüf ki yeni yaptığımız üzüm likörü çalışmalarımız sırasında her nasılsa (alkolsüz bekletme süresinde) üzerinde oluşmuş sirke mayası vardı buzdolabında, kavanoza ilave edildi. En fazla biraz" tatlıca"bir sirkemiz olur diye düşünüldü. Olmadı likör diye sirke de içilebilir bu gidişle dediğinizi duyar gibiyim 😊ama tadına baktım, her şey yolunda. Sirke anası konmuş olmasına rağmen işi garantilemek üzere bir avuç nohut ve bir tatlı kaşığı bal kondu kavonaza içme suyuyla birlikte.( Nurten ciğime not :geçen yıl sirke anası olmadığından bende, sadece nohut ve bal ve çok az sirke koyarak yapmıştım, yeterince beketip defalarca süzerek de oldukça şeffaf sirke sahibi, olmuştum. 1 kilo üzüme 3 litre su koyarak) Sonra kavanozun ağzına tülbent geçirip lastıkle tutturdum, her gün silikon kaşıkla karıştırp sabırla beklersem bu tatlı meyveyi bile ekşitebileceğim. Olsun... İçimizdeki güzellikler de bekleyerek çirkinleşmiyor mu sıkca bu sefer bir işe yarayacak... Hepsi, bu kadar!

25/09/2019

Kendini koyvermişti suların serinliğine, mavisine, yeşiline , enginliğine. .. Daha önce bilmediği koylar, körfezler, kıyılar say say bitmiyor. Gez gez yetmiyor, daha önceden görmediğine hayıflanarak ilk defa gördüğü bütün güzelliklere binbir hayranlık duyarak nereden geldiğini adeta unutarak, keşfediyordu.
Mutluydu, herşeyi unutacak kadar mutluydu. Kendisine ,açık denizlerin heyecanlı bir satıh olduğu kadar da tehlikeli olduğu hakkında söylenenleri tamamen unutmuştu. Sanki ona kanat takılmıştı mutluluktan, içinde milyonlarca kelebek kanat çarpıyordu. Hem yabancı olduğu duyguları, hem yabancılığını unutturan duyguları aynı anda yaşayarak....
Tekne bu ;herşeyi biliyor da gücünü, başına gelecek fırtınalara ne kadar dayanıklı olduğunu, tanıdık kıyılarda uzaklaşmasının tehlikelerini bilmiyordu tabii ki. Derinliğini bilmediği yerlerde dolaşmamıştı ki daha önce. İlk günler akıl bir karış havada her güzelliğin farkında olmanın tadını çıkartarak o deniz senin bu göl benim....
Meğer hayat ne güzelmiş demekten kendini alıkoyamamıştı. Neden bu zamana kıyıda bağlı durduğunu, ömrünü boşa geçirdiğini üzülerek sorgulamaması mümkün değildi... Lakin çabuk geçti o tatlı meltemlerle dolu günler. Rüzgar onun boyunu aşan işler yaptığını farkındaydı bu gidişle paramparça olması işten bile değildi.
Bir gece yarısı inanılmaz bir fırtına koptu. Deniz çıldırmıştı adeta. Çok korkmuştu. Dalgalar küçücük teknenin altını üstüne getiriyordu. İçi dışına çıkarıyordu.Daha önce duymadığı korkunç seslerle darmadağın oluyordu. Sonu gelmişti biliyordu. Buraya kadardı işte.
Gözünün önünden eski mutlu günler geçti. Mümkün olsa geriye dönebilse şu son günler hayatından yok olsaydı. Şimdiye kadar görmediği büyüklükte dalgalar gövdesini ikiye bölerken gözünden akan yaşlar üzerinde..... The end yazıyordu

25/09/2019

Kim ne derse desin.... Yolun kendisi önemli sonundan çok.
Öyle ya, hangi caddelerden geçtin, hangi ağacı, kuşu börtü böceği gördün, hangi kapılarda durup içeri baktın, hangi çocuğun başını okşadın, hangi yaşananlara sadece tanık olduğuna şükrederek gizlice bir mutluluk duyarak ve bundan da utanarak geçip gittin. Sıkça çıkmaz sandığın sokakların denize açıldığını görmekle, omuzunda bir minik kelebek taşırcasına hafifleyerek Arnavut kaldırımlarda koşturdun. Kimseye nasip olmayan, senin belki de dünyadaki varlığının nedeni olan o güzel varlıkların elini elinde, sıcaklığını yüreğinde hissederek hem de....
Hayat bu işte. Hep güzel değil elbet, çok daha fazla da çirkinlikler var, seni kanatlarından tutup aşağı çekmek isteyenler mi dersin, kendisine bol gelen elbiselerin içinde komik duran egosu kendinden büyük dostlar mı dersin, iktidarın ilelebet sahibi olduğunu sanan cahiller mi dersin, ruhlarındaki çirkinlikleri insan olduklarını unutturan suretlere sahip olanlar mı dersin...
Yol ve yolculuk bu işte, hepsine birden hayatın dikenli yolları diyoruz ve en sonunda " Aşk iki kişilik bir yolculuktur " diye bitiriyoruz.

25/09/2019

Eski bir bina..
Kimbilir ne insanların, pencerelerinden dünyaya, kelebek misali kısacık bakıp geçtiği bir yuva idi şüphesiz. Şimdi tamamlamış ömrünü, muhtemeldir ki acımadan toz toprak yığınına döndürüp, yerine ya cam cepheli bir iş hanı, ya da fransız balkonlu bir apartman konduruverecekler bulunduğu yerle ilişkisini yok sayıp.
Önünü alüminyum levhalardan bir perde ile çevirmişler, gözden uzağa almışlar yani. Küçük bir parçasını da o perdenin, kesip çıkarmışlar sokağa bir delik açmışlar. Ben o küçük delikten baktım içeriye, bahçeye, yapraklarında hala kuşlar olan ağaçların bulunduğu bahçeye.
Evin içinden başında bembeyaz başörtüsü ile pencereden kocası Salim efendiye "selametle bey" diyen İfakat hanım teyzenin sesi radyodan duyulan "Gece sessiz ve karanlık, yine herşey uyumuş... Bilirim susmayacak dil - i viranımdaki kuş.. O yeşil bahçelerin gülleri solmuş kurumuş... Bilirim susmayacak dil - i viranımdaki kuş" diyen Müzeyyen hanımın sesine mi karışıyordu ne?
Ben onların hepsini bu karede buluyordum 16 ekim 2016 pazar günü Eyüp Balat ta bir arka sokakta..

21/09/2019

Her günkü gibi bir sabahtı...mevsimlerden bahar ,sıcacık bir nisan günü .Bu pencereleri açmıştı o sabah da.O sabah da çiçeklerine ellerini sürmüş sevmişti onları .
Uyanıp yatakları toplayıp oturma odası ve misafir odası olarak kullandıkları bu odaya gelince hemen her sabah ilk iş camları açardı.
Ev kuzeye bakıyordu ,eskimişti ,çatısı epeydir şöyle bir adam akıllı elden geçirilememiş olduğundan evin içi havanın durumuna göre artarak hissedilen rutubet kokardı ve Leyla yazları telle ,sinek girmesin diye önlem aldığı bu pencereleri hep açık tutardı .Kışın da çok soğuk değilse soba yanana kadar hiç kapatmazdı Rutubetten çok rahatsız oluyordu .Herşeyi denemişti ama ,yok edememişti. .Karbonatlı sularla toz alıp yerleri silmelere bile kalkışmıştı da çare bulamamıştı .Kıyıya köşeye yerleştirdiği lavanta keseleri ,sadece süs olarak işe yarıyordu.Hep birgün durumlarının biraz daha düzeleceğini ve bu evden çıkıp tercihan orta kat bir yeni betonarme apartman dairesine taşınacaklarını hayal ediyordu.
Bunun için bir sürü şeye ,en önemlisi Mehmet inden günlerce , gecelerce haftalarca ayrı kalmaya katlanıyor ,çocuklarına hem anne hem baba olmaya çalışıyordu.Mehmet de hangi gemide iş bulsa gidiyordu bu fakirliği bir nebze azaltmaya faydası olsun diye...Oluyor muydu ,pek de oluyor denemezdi ,dişten tırnaktan artırmanın sonu gelecek gibi görünmüyordu.
Bu durumu hafifletmenin bir yolu yoktu ama pencerenin önündeki geniş tahta pervaza koyduğu çeşit çeşit saksılara Lütfiye sevdiği çiçekleri dikerken yüreğine de mutluluk ekiyordu böylece ufak, büyük,rengarenk.Çiçekleri çok seviyordu her bakışında ona neşe mutluluk veriyor gamzeli yanaklarına tebessüm konduruyorlardı .
Kışın sakız sardunyalar ,yazın küpe çiçekleri ,fesleğenler..Arada bir kırmızı kıpkırmızı güller yetiştirmek istiyor ama ,pazardan parası yeterse aldığı gül fideleri bir türlü yeşermiyor,hemen kuruyor veya çürüyordu .Elimden gül olmuyor demekten başka sebep bulamıyordu.O hayal ettiği zamanlar eğer gelirse bir gün bahçesine sakız ağacı dikecekti ,akasya ağacı dikecekti bir de bir de iğde olacaktı mutlaka...
O sabah ,Mehmet i uyuyorken kalkmıştı yine ,camlarını açıp havalandırmıştı evceğizini .İki küçük odanın diğerinde çocukları karşılıklı yatıyordu ,gündüz üzerine pileli divan örtüsü serip duvara gelen kısımlarına da elde işlediği çeyizinden kırlentler koyup gece yatağa çevirdiği tahtadan yapılmış divanlarda..Yerde eskimiş kumaşlardan şerit haline getirilmiş sonra da kilimciye verilerek dokutulmuş kilimler vardı, köşede bir masa ve duvarda okul kitaplarının üzerine konduğu bir raf bütün eşyasıydı odanın .Ama ilerde kendi çocuklarının da ayrı ayrı odaları masaları kitaplıkları olacaktı inşallah .
Yatak odalarının kapısını ses çıkarmadan kapattı ve küçük mutfakta Allah ne verdiyse hazırlayıp ; çiçekli pencerenin önündeki masaya götürüp yerleştirmeye başladı.
Cam tabaklar içine peynir zeytin ,domates ,biber ve Mehmet ‘I nin çok sevdiği üzüm reçelini koymuştu .Çay demlenene kadar gidip sıcak ekmek alacaktı kocası evden ayrılırken aklında güzel anılar kalsın diye her zamanki gibi özenecekti .Hatta çocukları bile uyandırmayacak kocasıyla başbaşa olacak ona güzel sözler söylemesine fırsat verecekti.Onun olmadığı uzun günlerde ve gecelerde bu dakikaları tekrar tekrar yaşayacaktı zihninde ... Bu pencerede oturup akşam evlerine elinde ekmekle ,meyveyle dönen eşleri görünce ,içi bir burkuluyordu ve ama hemen gözünün önüne kocasını getiriyor ,konuştuklarını ,güzel şeyleri kurdukları hayalleri hatırlıyordu ona lazımdı bu anılar ve kocasının evde kalabildiği nadir zamanlarda hep anı biriktiriyordu sanki sonradan başına gelecekleri bilirmiş gibi...
Sofra hazır olunca omuzuna bir ince hırka alıp cebine bozuk para koyup sokağın köşesindeki Mümin bakkala gitmişti .Ekmeklerin durduğu önü camlı iki kapalı tahta dolabı açıp içinden soğumasın diye örtülerin arasına konmuş iki ekmek alıp .Mümin efendiye selam verip parayla beraber uzatmıştı .Mümin efendi de ekmekleri hep yaptığı gibi bir kağıdın arasına koyup vermişti ona

Oturdukları binanın eski ahşap merdivenleri her adımda ses çıkarıyordu .kendi evinin kapısını ittirip girdi içeri ,mutfaktan çayın kokusu geliyordu rutubeti bastıramasa da..Ekmekleri kesip içine örtü koyduğu plastik ekmek sepetine koydu. Masaya bıraktı radyoyu açtı ,pek sevdiği ‘’Acaba şen misin kederin var mı ne kadar yalnızım haberin var mı ? ‘’çalıyordu.Buruldu içi ,bir tuhaf oldu.
Kocasının yattığı odanın kapısını açtı.Yatağa yapışmış bir halde uyuyordu,derin ve düzenli nefes aldığını duyabiliyordu.Üzerindeki yorgan kaymış gövdesi açıkta kalmıştı.İri bir adamdı ama uyurken de bir o kadar masum ,korunmaya muhtaç oluyordu gözünde..Alnındaki terleri eliyle sildi,saçlarını geri ittirdi , yanaklarını öptü .
-Mehmet hadi kalk artık çay demlendi
Mehmet olmaz anlamına gelen sesler çıkarınca işinin kolay olmadığını gördü
-Hadi Mehmet ,saat kaç oldu bak ,geç kalmayayım diyordun ya akşam
-Tamam Leyla tamam insanı bir uyutmazsın zaten dedi bu yatağı ben ne kadar özlüyorum sen biliyor musun ?
-Bilmez miyim Mehmet im ah bilmez miyim ? ama yolcu yolunda demişler Kalk canım dedi ,içindense’’ O yatak da seni öyle özlüyor ki ‘’
-Önce bir gel sen bakalım deyip Mehmet onu çekivermişti yatağa aniden
-Sarılmış ,ayrılamamışlardı bir türlü
-Leyla be ,hiç kalkmak istemiyor canım ,hiç gidesim yok bu sefer
-Daha yeni döndün ya seferden Mehmet ‘im ondan o
-Bu gemi işi olmadık bir anda çıktı ama parası da iyi gitmemek olmazdı ya dediğin gibi yorgunluktan herhalde canım hiç gitmek istemiyor
Leyla içinde bir sıkıntı hissetmişti, o aslında hiç gemiye gitmesin istiyordu,Eski püskü bakımsız teknelerle yük taşıyorlardı can pahasına .Bir gidiyordu ,ondan sonra dönene kadar endişeyle ,merakla korkarak bekleyiş başlıyordu .Ama çareleri yoktu ki başka
İkisi de aynı şeyleri hissediyordu aslında ,özlem başlamadan hasret başlamıştı yine.Korku ,özleme karışmış başköşeye kurulmuştu ,onlar buna ne kadar aşinaydılar ne yazık ki.!

Çayları doldurup getirmiş oturmuştu kocasının karşısına.Sessizce kahvaltılarını etmeye başladılar.Leyla onun bozuk moralle gitmesini hiç istemiyordu her seferinde olduğu gibi biraz da rol yaparak neşeli görünmeye çalışıyordu. Başka konulardan konuşup ayrılığın havasını dağıtmaya çalışıyordu .
-Mehmet sen dönünce bu sefer bir kaç gün annemlere gideriz he ?Hep gelin diyor ya ben sensiz gitmek istemiyorum .Hem onları görürüz hem de erzak filan getiririz ne dersin dedi
-Olur a canım, dedi Mehmet geleyim de gideriz .
Leyla ya hiç kıyamıyordu Mehmet,öyle kanaatkardı ki,birini iki eden kadınlardandı o .Rahmetli anacığı hep derdi ‘’erkek seldir ,kadın bent ‘’Leyla yla yaşamak bunun ne anlama geldiğini öğretmişti ona.Sen dünyayı kazan kadın tutamadıktan sonra anlamı yok demekti yani bu .Yok dediğini duymamıştı Leyla sının yoksulluğun doruğunda yaşadıklarında bile.Hep bir ‘’olur geçer ,hallolur ‘’lafı olurdu güzel karısının dilinde.Arkadaşlarının anlattıklarını duyunca içi bir başka kaynardı Leyla ya .O Allahın ona vermediği çok şeyi telafi etmek için verdiği bir mükafat gibi bir şeydi.
Radyoda şarkılar çalıp onları bazen keder bazen sevince ortak etmeye devam ediyordu.Bu anlar ne kadar kıymetliydi bunu onlardan başka kimse bilemezdi.O masada o sabah, dünya onların ikisinindi sanki
Ağır ağır ,zaman geçmesin der gibiydiler,Mehmet çayı severdi hem de içine karanfil koyduğu çayı severdi ,yeteri kadar içince kaşığı bardağın üzerine ters bırakırdı anlardı o zaman Leyla yettiğini.

İşte o sabah bu sabahtı....Her şey yolunda ,herşey ilerideki güzel günlere bağlanmış ,umutlar yarınlara ertelenmiş sıradan başlanmış bir gündü .Mehmet kahvaltıdan sonra çocuklarıyla da masada oturmuştu uzun uzun.Sevmiş şakalaşmıştı çocuklarıyla,onlar merdivenlerden koşarak sokağa çıkıncaya kadar oyalanmış,sonra o da kalkıp giyinmiş yola çıkmaya hazırlanmıştı.Leyla yastığın altına koyduğu cevşeni çıkarıp getirmiş gömleğinin düğmesini açıp kocasının göğsünü öpüp boynuna takmıştı içinden okuduğu duayı üzerine üfleyerek
-Allah seni korusun Mehmet ’i m ,Allah seni önce çocuklarına bağışlasın ,sonra bana demişti ,sarılıp kalmıştı kocasına..
Aradan sekiz gün geçmişti .Bir sabah bu pencerede oturup dantelini örüyordu yine Leyla.Çocukların sesi sokaktan geçen satıcıların sesine karışıyordu.Leyla nedenini bilmediği bir ağırlık bir sıkıntı hissediyordu ,içi daralıyordu bu sabah .Havadan mı ne diye düşünüyordu ?
Birden aşağıdan kızının sesini duydu.Ona sesleniyordu .Çiçeklerinin arasından başını uzattı;
-Kızım ne var ne oldu dedi ?
Kızının yanında iki adam vardı tanımadığı adamlar.Onun sesini duyunca yukarı baktılar;
-Yenge hanım biraz konuşmamız lazım dediler
Leyla buz kesmişti,kımıldayamıyordu bile
-Anne seninle konuşacaklarmış diye tekrarlayan kızının sesiyle kendine geldi
-Tamam iniyorum dedi
Üç kat kırık dökük tahta merdivenlerden uçtu sanki aşağıya anlamıştı anlamıştı ...
Ölüyordu anlamıştı,o adamlar onun hayatını bitireceklerdi anlamıştı,biliyordu bunu.
Adamlar beceriksizce sözcüklerle anlatmaya çalıştılar .Mehmet inin de içinde olduğu gemi uluslararası sularda fırtınaya yakalanmış ve batmıştı .SOS sinyallerine hava koşulları nedeniyle geç cevap gelmiş kurtarma ekipleri gelince denizden çoğu ölü olan denizcileri toplamışlardı yaralılar ve kayıplar da vardı ,ve kayıp üç kişiden biri de Mehmet Demir di .Çok arama yapılmıştı fakat bir sonuç alınamamıştı .
Leyla ölmüş dirilmişti dinlerken ...Gözlerinden sel gibi yaş akıyordu .Ağlıyor ağlıyordu..
Dünyanın sonu böyle birşeydi demek ki.
Duyması gerekenleri duymuştu evine döndü ,günlerce doldu taştı evi ,konu komşu yalnız bırakmıyorlardı Leyla yı
Hergün birileri yemekler yapıp getiriyor çocuklarına göz kulak oluyorlardı,Leyla kocasını pencerenin önünde ,uğurlarken arkasından el salladığı yerde bekliyordu...Ölmüş olsa cenazesi bulunurdu çıkardı bir yerlerden Deniz aldığını geri verirdi er ya da geç ama mutlaka .Ölmemeşti Mehmet I ,bulunamadığına göre bunca zamandır, ölmemişti ..O halde o gelecekti bir gün mutlaka gelecekti....Mehmet olmadan hayat olur muydu ki ? Mehmet ona böyle bir kötülük yapabilir miydi ölerek?

Aradan aylar yıllar geçmiş Mehmet den bir ses bir nefes gelmemişti.Denizcilik şirketi zaten en baştan işin içinden çıkmanın yolunu bulmuştu .Hesabını kim soracaktı ki ellerine üç beş kuruş tutuşturmuşlar kapanmış gitmişti olay Leyla her kapı çalınınca beklediği gelmişcesine yüreği hoplayarak kulak kabartıyordu ,her postacıyı gördüğünde bir mektup olur mu ondan diye umutlanıyordu ...Her gün bekliyor ,her sorulduğunda gelmeyişini izah etmek için makul mazeretler bulabiliyordu...umudu hiç bitmiyordu.Giden gittiği yere dönecekti ama sağ ama ölü Dönene kadar bekleyecekti onu...Umudunu kestiği hiç olmamıştı.Kurduğu hayallerde Mehmet le annesine gitmek de vardı ,saçını kestirmek için Mehmet in iznini almak da,hayatı Mehmet ‘e ayarlı bir saatti sanki.Onun yattığı tarafa hiç geçmemişti yatakta.Dolaptaki kareli gömleği geldiğinde hazır bulsun diye arada çıkarıp yıkayıp ütüleyip yeniden asıyordu.O kareli gömlek ne kadar da yakışıyordu Mehmet ‘e.Dolabın kokusu sinmiş mi diye sık sık kontrol etmesi bundandı işte.İçinden hep söylediği şarkı ;
Kalbimin sahibi sensin,orda yalnız sen varsın
Benim için sen her şeysin,neş'esin,hayatsın
Ömrüm geçipte saçlarıma beyazlar dolsa bile
Benim için sen her şeysin,neş'esin,hayatsın.
Hep bir ümit yeşertmekti ,umutla beklemekti bütün yaptığı…
Çocuklar büyümüş okumuş para kazanacak hale gelmişlerdi Annelerini onun artık gelmeyeceğine inandırmaları mümkün olmamıştı .Artık bu çok eskimiş dökülmüş evden taşınıp gitmek için Leyla yı ikna edememişlerdi .
-Siz gidebilirsiniz demişti.Babanız gelmeden ben bu evden ayrılamam. Dönünce burada olmam lazım.Hayatı beklemekle bitiyordu Leyla nın Kime daha çok yakışırdı ki o şarkı ;
Gittin bırakıp sevgimi soldurmadı yıllar
Hâlâ geleceksin diye aşkın beni bağlar
Kumral saçımın üstüne serpildi beyazlar
Hâlâ geleceksin diye aşkın beni bağlar
Çocukları kendi hayatlarını kurup gitmişlerdi .Zaman içinde onu hep kollayarak eksik olanının yerine asla konamayacağını bilerek ,anlamaya çalışmışlardı .Babaları denizde yitirmişti hayatını ,annelerini ise ümidini koruyarak bu pencere önünde bitirmişti ömrünü.O büyük acı içinde kaybolmuştu ,gençliği ,hayalleri kadınlığı,herşeyi
Bir akşam üstü çiçeklerine bakarken dalıp gidivermişti sonsuz uykuya .Oğlu her akşam yaptığı gibi evine giderken uğramıştı yine ve anneciğini uyur gibi bulmuştu..Yüzünde bir tebessümle gitmişti Mehmet ‘inin yanına .Son kelimesini duyan olmamıştı Leyla ‘nın saksıdaki sardunyalarından başka.
Bir de Mehmet duymuştu mutlaka,kavuşmuşlardı mutlaka .İki yarım hayat bir tam hayat olabilmiş midir?
Bu çiçek işte o Leyla nın çiçeği ...Leyla nın yitip giden ,solan yaşamına inat hiç solmadan ondan sonra kimsenin yaşamadığı o eski evin penceresinin önünde bekliyor belki bir gün Mehmet döner diye.
Sevgililer ölür ,ama sevgiler ölmez …bir yerlerde ince ,duygulu bir ses o şarkıyı söyler;
Ömrüm seni sevmekle nihayet bulacaktır
Yalnız senin aşkın ile ruhum solacaktır.
Son darbe-i kalbim yine ismin olacaktır
Yalnız senin aşkın ile ruhum solacaktır.

ELLERİ HEP BOŞ KALAN KADINLARA
7 Temmuz 2015

21/09/2019

Dün evde çok çalıştık...Ne zamndır yapılması ertelenen bir işti kitaplıkları boşaltıp ,sınıflandırmaya,çekmecelerdekileri atmaya niyetlendik,eve sığmaya çalışma çabalarımız...bitmiyor bir türlü !
Arel aralıklarla bu işi yapalım ıssrarlarıma dayanamadı bu sefer, yine olağan pazar gezmeleri önerileri getirdi,hepsini kararlılıkla reddettim,netti bu iş bugün yapılmalıydı,artık bekleyemezdi.
Hayat koşturarak bizi, iki kapılı hanın çıkışına yönlendirirken bir yandan yaşamaya dört elle sarılıp, bir an sonra da herşeyi çok anlamsız bulmalarım var benim,her geçen gün yeni huylar ediniyorum bilmediğim huylar.
Annemin'' şimdi uzaklarda ''olan yere gitmeden önce yaşadığı ev bana bunu düşündürmüştü geçen yıl.Onun en kıymetli eşyaları ,kıyamadıkları kimsenin işine yaramıyor.Babam sağken al götür diye verirlerdi bana sen kıymetini bilirsin diye.
Babamın '' gittin de bıraktın beni aylarca kederde ''şarkısıyla anılır olduğu o martın beşinden sonra evime dönerken onun en kıymetli iki şeyi ; biri , duvar saati diğeri hayatında onun için önemli olayları not ettiği günlük de denemeyecek not defterini alıp gelmiştim...
Şimdi her an ''dönülmez akşamın ufku'' nun bir soluk alıp verememek kadar yakın hisssedilir olduğunu bilince ,kendi kıymetlilerimin de çocuklarımın başına dert olmamasını istiyorum.Küçücük evler ,daracık zamanlar,bitirilemeyen rutin işler saklamaktan alıkoyuyor insanı artık...
Ben saklarım da benimkiler saklanır mı ?
Saklanmasın aslında.
Neler çıkmadı ki bir ara ben çekmecelerden çıkanlara dalıp gidince ciddi bir uyarı aldım senin derdin ne diye ?
Ne benim derdim...
Sıkça iş nedeniyle yurt dışına giderdim,oğlumun çok ,kızımın daha az olmak üzere siparişleri olurdu.Oğlan forma diye tuttururdu,şehrin neresinde ne var'' onun istediğini nerede bulurum'' la uğraşmak öyle zor gelirdi ki,ama her seferinde yapardım.
Hatta birkaç kez başıma gelen bavulun İstanbul yetersiz deyip ben indikten sonra dünya turu atmışlığı olduğu için bana giderken tembih ederdiler ''hediyeler bagaja verilmeyecek uçağa alınacak '' Artık salkım saçak hallerde beni hayal edin.Öyle mutlu olurdu ki,ısmarladıklarını beklerken...onu öyle görmek herşeye değerdi.Bu seyahatlerden birinde vaktimiz uzun olduğu için turistik takılmış ve Venedik ' gidebilmiştik vakit ayırıp .Gidene kadar hayatta görmeyi en çok istediğim ilk yer olarak listemin başında olan Venedik hala büyük bir hayal kırıklığıdır bana ya neyse .Oradan Murano ya maskeleri ve cam ürünlerini görmeye gitmiştik.İki şahane mumluk almıştım camdan yapılmış,kırmızı gül şeklinde...Bir de harika bir çift biblosu,o kadar beğenmiştim ki parfüm hakkımdan vazgeçip onu almıştım bibloda birbirine sarılmış ve bir bütün olmuş kadın ve erkek figürü vardı.Onlar evdeki yerlerini aldılar tabii,ama oğlum bir de futbol meraklısıydı ve evde toptan geçilmezdi o zamanlar,evi futbol sahası olarak kullanması sonucu kırıp dökmediği eşyam kalmamıştı.Babasını buna alet eder,birlikte ''japon yapıştırıcının ''maharetleriyle beni kandırdıklarını sanırlardı.İşte o güzelim biblonun ve mumluklardan birini de başına aynı şey gelmişti,kıyamamış ,atamamış ,saklamışım çıkıverdi karşıma...Bana yazdığı şiirler çıktı ikisinin de ,İpek in ders notları ,saç tokası itinayla saklanmış.Bebeklik albümünün içindeki fotoğrafları aldığı ve bomboş bıraktığı halde içine yazdığı yazılı notlardan dolayı bebeklik albümü saklanmış,kayınvalidemin verdiği gümüş tabak saklanmış ayakları kırıldığı halde...eski konser programları cd lerde ses kayıtları saklanmış...Kitapların arasında unutulmuş notlar saklanmış,her yer anılarla dopdolu.
Ev yeni olsa da sen yeni olmayınca durum kaçınılmaz oluyor demek ki böyle.İnsan herşeyi biriktiriyor eşyayı ,korkuyu sevinci ,kederi çoşkuyu duyguları yani ve az da olsa insanları öylece biriktiriyor.
Kitapları tasnif ettik ayırdık ,herkesin kitap rafları belli oldu şimdi,atamadık bir şey aldık baktık sevdik konuştuk ...
Babamızın kucağında İpek le fotoğrafı gelince elimize biraz duygulandık,tamam biraz değil ağlanacak kadar duygusal bir ortam oldu.O gün geldi aklımıza,ilk torununun sünnet töreniydi babam hep yakışıklı bir adam,tertemiz tiril tiril giyinirdi o gece de öyle ,ne parfüm ne başka bir şey kullanmaz ama hep tertemiz kokardı ,o gece de öyleydi,İpek daha bir buçuk yaşında filan onu kucağına alıp fotoğraf çektirmiş...sen şimdi bunu bakıp geçebilir misin ?Geçemedim '
Annemin gözlükleri mesela...oradan alıp oraya koyabilir misin?Eline değil ruhuna dokunur o gözlüğe değen ellerinin izi Öylesine olur mu ?Olmuyor asla...
Umur un okulda çizdiği resim geldi elimize,senin için yaptım demişti babası da çerçeveletmişti.Çocuk çizimi bir sayfanın ortasında bir ev,kapısı penceresi çatısı tamam olan ve arkasında iki farklı tarafında iki ağaç çizilmiş bir ev,uçan kuşlar evin üzeride etrafında ve bulut kümeleri...Saklanmış tabii çekmecede yer bulmuş.Çıkartıldı yatak odasının girişindeki duvarda yerini aldı artık.Odaya uyuyormuş uymuyormuş ne gam,şimdi artık her sabah uyanınca göreceğim yerde...
Çok eski kadın oldun diyecekler bana biliyorum oğlum da kızım da ,zaten sorduğum şu nasıl yapılır ,whatsapp mesela bilgisayardan nasıl kullanılır desem kendin yapabilirsin deyip cevap vermiyorlar bile annelerini genç mi sanıyorlar ne ?
Değil oysa bazen üçyüz yaşında gibi oluyor bilmiyorlar.
Dinazor anne !
Bütün bunlar çok saçma ve çok gerçek oluyor yaşanırken Türkiye de insanların okuma yazmayla çok haşır neşir olmaması iyi bir şey değil aslında.Ben yazmayı seviyorum çok biriktirmişim ömrümün kalanında hep yazacak kadar çok şey var içimde ,aklımda.
Çocuklarıma her karşılaşmamızda onlarla ilgili kişisel şeylerini anlatıyorum İnsan hayatının neresinde ,hangi hastalığa muzdarip olup , konuşmayı çok istediği halde konuşamıyor
diliyle belli değil ki,ansızın apansız bir şeyler tepetakla olabiliyor kaybediyorsun yetilerini ve bunun ne kadar acımasızca bir şey olduğunu yaşadım biliyorum onun için de anlatmak lazım...
Anneler kızlarında devam ederlermiş diye biliyoruz ya mitokondri hikayesinden , bu benim için hem iyi hem kötü ama yapacak da bir şey yok,hayat ne getiriecekse...Fikrini sormuyor zaten..
işte bu yazı da bir önlem.
Hayata veda eden arkadaşlarımın sayfalarına arada girer bakarım ben ,bazıları öylece durup duruyor gittiği an bitmiş herşey, muhtemelen hepimizin başına da aynı şey gelecek.İşte bu yazdıklarımız kişisel günlüklerimiz olarak uzayda bizden sonra da devam ediyor olacak.Yani yazmak lazım...
Ben biriktirdiklerimi sevgiyle biriktirmişim şimdi hatırlarken geri dönmesi zor oluyor anılardan, ama yaşanan herşey iyi kötü acı, tatlı bizi biz yaptı ...Bu raf temizliği hikayesi ,aslında hikaye oldu,atılamadı ,kıyılamadı kırık dökük camlardakiler,yarısı kopartılıp silinmek istenmiş mutlu günleri şimdi acıyla yaşatan günleri yansıtan fotoğraflar...sararmış ama ilk sayfasında minik bir not olan kitaplar ,hiç bir şey atılamadı.Özenle yerleştirildi kıyıya köşeye...Atma işi bizden sonrakiler devrolundu .Onların ruhuna yüklenmek üzere anılara gereken özen gösterildi yani.
Yorulduk ,ama iyi oldu ,pek çok alınıp okunmamış kitap buldu Arel, Carousel in DR ına abone olunduğu yıllar bütün haşmetiyle gözler önünde.Olsun işte ,iyi ki alınmış.Fotoğraf kitapları ,dergiler , üst üste dizildi sırasını bekleyecekler. Atalım dedim aslında ,ya da gönderelim bir kütüphaneye ''yok dedi emekli olup evde ''röpdöşambrlı ,fularlı günleri''yaşasınmış bir kaç sene sonra verirmiş nereye verilecekse !Peki dedim, tozlar alındı ve yerlerine ,yeni yerlerine kondu hepsi...
Hayatımda varolan herşeye şükrediyorum,sevgileri olmadan olamayacaklarımdan başlayarak değdiğim dokunduğum herşeye herkese... etkisi az veya çok her neyse

Nazan Bekiroğlu demiş ki ; ...ARADIĞIM YERİNDE DURUYOR MUDUR? GELECEĞİM DEMEDİM ,BEKLİYOR MUDUR ?
ARANMAK VE BEKLENMEK KISMET OLSUN HEPİMİZE !

BİRSEN KALENDER 24 Temmuz 2018

18/09/2019

YAŞSIZ KADIN
Kadın müthiş görkemli bembeyaz bir sahnede kollarını iki yanına olabilen en geniş haliyle açmış,buraların tek sahibiyim der gibi ,dev gibi duruyordu.Büyüleyici bir ilk izlenim..O benim çok sevdiğim Nükhet ti tabii ki Duru Nükhet.Kadın dediğini tarif et deseler işte o dur derim kadın Hayranlık kapasitemin sınırlarını ifade etmek açısından yazdım bunu.Kocaman bir sahnede bir kadın amma ne kadın azizim desek lügat -ı münasiple eh münasiptir besbelli.Aldı bizi eline kah sevdi okşadı saçlarımızdan başlayıp,kah yıktı dağıttı gençliğimizden başlayıp.Eski güzel şarkılarını okudu hep.Bir kaç yıldır çıkmıyormuş sanırım Açık hava konserlerine.O koskoca mekan tıklım yıklımdı.Arkada büyük bir orkestra önde Beni benimle bırak giderken...Önde köyün en güzel o...deyip anlattığı o masum o...O köyün kadınlarının bize kocamızı geri ver diye bağırdığı ,kendi gözlerinde savaşta şehit olan yavuklusundan başka hiç bir erkek olmayan Çakır ı bir anlattı ki şarkısıyla .İki damla yaş süzülmüştür koca açıkhavayı dolduran binlerin gözlerinden.
N e bu kadının tılsımı diye düşünmüşümdür zaman zaman.Bakımlı ,özenli bir güzel kadın.Güzellik göreceli bir şey ya ! O nedenle oraya geçelim.Özgün bir kadın aynı zamanda farklı bir hassasiyeti var ,değişik bir hayatı anlam ve anlatma kılavuzu var..Okuduğu şarkıları seçerken ortaya koyduğu vizyon bunu gösteriyor bence.O sözler ,o melodiler.Hiç popüler olmaya aday değil ama hepsi klasik olmaya mecbur doğmuş.Daha onyedi yaşında ben ancak böyle şarkılar okumalıyım deyip yolun zoruna yönelmiş,büyük şairlerin sözlerinden yapılmış büyük şarkıları okumuş. Hayatın onun için çizdiği yolda kavşaklarda gerekli doğru yönleri tespit etmiş.
Hep çok beğenmişimdir Nükhet Duru yu.Sahnede dans gösterisi anlamında bir efsana değildi.Şık kostümlerle ve yavaş hareketlerle yürüdü sahne üzerinde.Sesi ,konuşmaları yeterliydi benim için.
Yaşını tahmin ettirdi sözleri bize ve anladık ki 65 lerinde.Asla yaşını göstermiyor.Şimdi 60 lar o kadar da yaş sayılmıyor ama yine de bu kadında 65 bile 45 gibi duruyor.Yaşamı tadıyla ,geldiği gibi layıkıyla yaşamış bir kadın var karşımızda Kendisiyle dalga geçebilen ,kendisine gülebilen bir kadın var.Bütün gece okudu.İçimize dokunan sözlerde eşlik ettik ona sesimiz boğazın serin rüzgarına karıştı .Kimbilir belki yerine ulaştı belki ulaşamadı.İstanbul un yedi tepesinin birinde İstanbul da ve Türkiye de adını en üstlere yazdırabilmiş bir sanatçıyı izledik.Belli mi olur bir sonraki ona veya bana kısmet olmayabilir diye de dört gözle dört kulakla izledim onu.Arada söylediği şarkılar zülf-i yareye dokununca başımı gökyüzüne kaldırıp biraz beklemedim desem yalan olur.Duygular da açığa çıkmak için fırsat kolluyor adeta .Kızıyorum kendime ama böyle bu da.
Nükhet Duru için söylenecek en doğru tanımlardan biri yaşsız kadın olduğu olmalı.Aslında yaşın da ne önemi var bir sayı olmaktan başka diyorum bazen.Adam sen de ,gönlümüze dokunmayı biliyor ya sesiyle ,sesiyle sarılmayı biliyor ya .Bitti işte hepsi bu...Güzel ,yaşsız,eşsiz bir kadın o .Hiç bir zaman sevmemezlik edemeyeceğim bir kadın
Hicran o ,Cambaz o ,Sevda o ,Beni sil beni geç o ,Melankoli o ,Al gönlümü diyar diyar sürükle o... Uslandım artık o ,Mahmure o...Nükhet Duru o

Bazı kadınlar rüzgâr gibiler..
Yel değirmenlerini,
hiç uyandırmadan geçip giderler başucumuzdan;
suyun yüzüne dokunur gibi..
Sadece geçerken
arkalarında dalgalar bırakırlar..
Bir de,
eteklerine dolanan hüzünlü gün batımlarını saymasak, hiç bir aşkta sanık olmuyorlar..
Sadece tanıklık ederler soytarılığımıza..
Hiç konuşmadan,
öylece sessiz
öylece vakur ve yalnızlar hep..
Dokunsan kirlenir avuçları..
Dokunsan kırılır dilleri..
Dokunsan ruhları ağlar...
- Diljin Kovexi -

18/09/2019

BEN BİR ŞARKI YAZDIM

Ben bir şarkı yazdım biraz fazla iddialı bir cümle gibi geliyor sesli okuyunca.Aslında ben bir kaç şarkıya sözler yazdım.Bu hayatta sahip olduğum ,çok kıymetli bir olgu.Herkesin olmayan ,olamayan.
Şair Özdemir Asaf Yalnızlık Paylaşılmaz adlı kitabının önsözüne yazmış şu sözleri '' ” Her insanın bir öyküsü vardır, ama her insanın bir şiiri yoktur” İşte bunun gerçekliğinin mutluluğu sanırım hissettiğim duygu.
Ben öyle durup dururken yazmıyorum tabii ki !Yazamıyorum daha doğrusu.Uykudan uyanıp yazıyorum sıklıkla.Öğrendim artık ki o an uykudaki beynime kalbimin fısıldadıklarını eğer hemen kağıt kalemle somutlaştırmazsam sabaha izi bile kalmıyor.Önceleri defalarca tekrar ediyordum ve unutmam artık deyip uyuyordum .Sabah bir kelime bile yok ,hatta uyanıldığı bile unutulmuş .O nedenle yazıyorum hemen .Sabah okursam genellikle de hoşuma gitmiyor.Onlarca yazılmış ,beğenilmemiş,bunun bir eksiği var diye bekleyen cümlelerden oluşan yazdıklarım var.Kimi çok hafif ,kimi çok ağır kalıyor gündüze ulaşınca.
Şiir denemez benim yazdıklarıma .Hiç öyle bir cesaret gösteremem,olsa olsa içimden gelenler diye bir form olabilir İçimi dışıma taşıyan yollar da denebilir.Yaşımıza bakarsak içimizin doluluğu da normal aslında.Artık şaşırmayı ,o da mı olmuş demeyi bıraktığımız yaşlardayız.Yaşadık ite pek çoğunu.Bütün demesek de pek çok duyguyu tecrübe ettik.Başımıza gelmez dediğimizle imtihan edildik hep.En olmadık hikayelerin başrolünde bulduk kendimizi.Ayağımızı ne kadar sağlam bastığımızı sansak da defalarca kayıp düştük ,yapışıp kaldık yerler.Olmadık şeyler oldu .Geçmeyecek sandığımız üzüntüler geçti,bitmeyecek sandığımız mutluluklar bitti.Anladık ki hayat iki tarafı da manzaralı bir yoldur.Sen sağ tarafa bakıyorken sol tarafta başka görüntüler akıp gidiyor.Senin görmemen onların varlığını etkilemiyor ,ortadan kaldırmıyor.Baktıkça güzel ,daha çok güzel ,az güzel çirkin ,daha çirkin pek çok görüntü geçip gidiyor yanından hayat yolunda.Hiç birisi kalıcı değil.Hiç birisi önemli de değil .Hiç bir şey gerçek değil,hiç bir gerçek doğru da değil.Geçenlerde bir toplantıda Ufuk Eriş hoca gerçek kendi kurduğumuz bir semboldür dedi mealen Herkesin gerçeği farklıdır dedi .Yani aslında gerçek diye bir şey de yok uzun boyutlu yorumda.Ama ben yaşadıklarımı hayatıma yerleştiren bir insanım.Bana yaşatılan en küçük mutluluk kırıntısını bile öpüp başıma koyanlardanım,değerini bilmeye çalışanlardanım.

Want your business to be the top-listed Gym/sports Facility in Istanbul?

Click here to claim your Sponsored Listing.

Location

Website

Address


Istanbul