Tele Röportaj

Tele Röportaj

Share

SİZLERDE RÖPORTAJLARMIZA SPONSOR OLARAK DESTEKTE BULUNABİLİR VE FİRMANIZIN TANITIMINI YAPTIRABİLİRSİNİZ.

Tele-Röportaj Sayfamızı kurmamızdaki başlıca amacımız, Ülke Sporumuza başarıyla hizmet etmiş olan değerlerimiz ile Röportajlar yaparak, bilgi ve tecrübelerini siz değerli takipçilerimize aktarmaktır.

18/09/2023

ASIL BEN TEŞEKKÜR EDERİM...

Spor'un, Sporcu'nun ve Spor Adamlarının yanında olmaktan her zaman onur ve gurur duydum. Özellikle işini layıkıyla yapan SPOR ve SPOR EXTRA gibi seçkin sayfalar ve Mustafa Özergene gibi değerli spor Adamlarının Yönetiminde olan Spor'u ve Sporcuyu destekleyen Kurumları desteklemekten her zaman gurur ve mutluluk duyacağımı tekrardan beyan ederim.

28/04/2022

“HER ŞAMPİYONLUKTAN BİRER ROMAN ÇIKAR”

26 Nisan 2022, 17:59 - Okunma: 180

Merhabalar bu haftaki röportaj konuğumuz, Fenerbahçe ve Sarıyer'in unutulmaz efsane futbolcusu Cem Pamiroğlu. Sahadaki efendi duruşu, işine duyduğu saygısı ve üstün oyun zekasıyla taraflı, tarafsız birçok futbolseverin beğenisini kazanmış olan ve tam bir Fenerbahçe aşığı olan Cem Pamiroğlu, aynı şekilde kendisine aşık olan bir çok Fenerbahçelinin çocuklarına ismini taktığı bir isimdir.

https://www.batmanmedya.com/haber/38255/her-sampiyonluktan-birer-roman-cikar

Alt yapısında futbola başladığı Fenerbahçe'de 10 yılı profesyonel olmak üzere toplamda 17 yıl Fenerbahçe formasını giyen Cem Pamiroğlu, futbola vedasını da Fenerbahçe forması ile etti. Sarıyer'deyken, Sarıyer ve Fenerbahçe arasında oynanan Jübile maçında futbola veda eden Pamiroğlu, maçın hemen ardından çok sevdiği Fenerbahçe formasıyla omuzlarda taşınıp taraftarları selamlamış olan efsane futbolcu, Teknik Direktör Cem Pamiroğlu ile gerçekleştirdiğimiz röportajımız Batman Medya Gazetesi farkıyla sizlerle...

* Futbola ne zaman ve hangi takımda başladınız?
- Futbola 1970 -71 yılında Fenerbahçe minik takımında başladım. 1975 yılına kadar alt yaş gruplarında ve Fenerbahçe amatör takımında olmak üzere 6 yılım geçti. Zaman zaman A takım antrenmanlarına çıkmaya başladıktan sonra 1976 yılında A takımın sezon başı kampına götürüldüm. Devamında önce spor yazarları kupasında şans alarak kupayı kazanmıştık. O yıl ligde oynamaya başlayarak formayı sürekli giymeye başlamıştım. 1976 Yılında ikinci olmuştuk. İlk şampiyonluğum ile 1977-78 yılında tanışmıştım. 1987 yılına kadar devam eden Fenerbahçe'deki hayatım toplamda 17 yıl olmuştu.

* Futbolcu olmasaydınız ne olmak isterdiniz?
- Öyle bir imkânımız olur muydu bilmem ama futbolculuk olurdu. Severek yapıp hayatını kazanıyorsun vede kitleleri peşinden sürükleyip hangi takımın taraftarı olmasına katkıda bulunuyorsun.

* Futbolculuğunuzun ilk yıllarında beğendiğiniz ve kendinize örnek aldığınız isimler kimlerdi?
- Bizim yıllarımızda her takımda iyi futbolcular vardı ve tribünleri çok etkilerlerdi. Ama en iyiler gerçekten Fenerbahçe'deydi. Cemil Turan, Alpaslan Eratlı Selçuk Yula ve İlyas Tüfekçi o zamanlar her futbolcu örnek alınacak özellikler taşırlardı.

* Altyapı eğitimlerini kimlerden aldınız?
- Altyapıdaki hocalarım Muammer Göksu. Futbolun içinden gelen şöhreti çok yoktu ama inanılmaz bir insanlık ve sabır antrenörlüğü görmüştüm kendisinden. Daha sonra hep Fenerbahçe'de eskiden futbol oynamış yıldızlar genç takımlarda antrenörüm olmuştu. Ogün Altıparmak beni altyapıya, mahallede top oynadığımı görerek almıştı. Nedim Günar bizden önce yıllarca Fenerbahçe formasını giymiş sağ bekti. Kaleci İlie Datcu benim genç takımda hocam ayrıca da benim için çok önemliydi, çünkü A takımda yardımcı antrenör olmuştu. O yardımcıyken ilk formayı bana Datcu abi vermişti.

* Ülke futbolumuzda iz bırakmış Cem Pamiroğlu olmanızda başlıca emeği geçenler kimlerdir?
- Yukarıda saydığım isimlerin benim üzerimde çok emekleri olmuştur. Bu vesile ile bir kere daha teşekkür etmek isterim. Benim için bir futbolcunun elinden tutup futbol sahasına götüren kişiden, futbolu bırakana kadar o futbolcunun hayatına giren her kişinin büyük emeği vardır.

* İlk transfer parasıyla ne aldınız?
- İlk transfer paramı mülke yatırmıştım. Rahmetli annem çok mutlu olmuştu. Doğru bir yatırım olmuştu, annemi de öyle görünce çok da hoşuma gitmişti bu durum.

* Fenerbahçe'deki ilk profesyonel maçınızı hatırlıyor musunuz? O an neler hissettiniz?
- 1976 Yılında spor yazarları kupası Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş arasında oynanırdı. Ben de ilk maçlarımı bu takımlara karşı oynayıp ilk kupamı kazanmıştım. Çikletten çıkan futbolcuların kartlarını biriktirdiğim insanlar, kısa bir sürede takım arkadaşlarım olmuştu.

* Fenerbahçe'deki ilk zamanlarınızda sizinle ilgilenen ve en çok anlaştığınız oyuncular kimlerdi?
- Takımın en genciydim ve altyapıdan çıkmıştım. Bütün takım bana çok sahip çıkmıştı. O zamanın starı ve gelmiş geçmiş en iyi futbolculardan biri olan Cemil Turhan oda arkadaşımdı, beni yanına almıştı. Rüya gibi bir şeydi o zamanlar benim için.

* Fenerbahçe'de kazandığınız 3 lig şampiyonluğu var. Sizin açınızdan en anlamlısı hangisiydi?
- Şampiyonluklar her zaman çok değerlidir. Bunları birbirinden ayırmam mümkün değildir. Hepsinin ayrı ayrı özel hikayeleri vardır, yazmaya kalksam hepsinden ayrı birer roman çıkar.

* Kariyerinizde şampiyonluklar dışında, bir de kazanmış olduğunuz çeşitli 7 kupa var. Sizin için unutulmaz olan hangileridir?
- Kupaların hepsi güzel ve anlamlıdır. Kupaların final maçları çok heyecan vericidir. Cumhurbaşkanlığı kupaları seyir zevki keyiflidir. Bende bu zevki 2 kere kupayı Cumhurbaşkanın elinden alarak yaşamıştım.

* 10 Yıl boyunca formasını giydiğiniz Fenerbahçe'de, sizi en çok üzen ve mutlu eden gelişmeler neler oldu?
- Fenerbahçe'den ayrılışım beni çok üzmüştü. 1986-87'de yarım devre kiralık Sarıyer'de oynadım. Daha sonra da 1987 yılında Fenerbahçe'den hiç istememe rağmen ayrılıp Sarıyer ile tekrar anlaşarak 90 yılına kadar da Sarıyer'de çok başarılı 3 yıl geçirdim. 1990 Yılında Sarıyer - Fenerbahçe maçı ile jübile yaparak futbol hayatıma nokta koydum... Maç sonunda Fenerbahçe forması ile sahada tüm seyirciyi tur atarak selamlamıştım. Bu benim için büyük mutluluktu.

* Fenerbahçe'de Müjdat Yetkiner, Lefter Küçükandonyadis ve Şeref Has'tan sonra en çok forma giymiş olmak nasıl bir duygudur?
- Aslında Fenerbahçe'den ayrılmasaydım o rekoru ben kırabilirdim. Kısmet böyleymiş. Lefter ve Şeref abinin rahmetli olmasından sonra Müjdat ile beraber yaşayan Fenerbahçe'de en fazla forma giymiş iki kişiyiz. Bence çok önemli bir gurur kaynağı. Bugün Fenerbahçeli olan ve ismimin verildiği kişiler ile karşılaştığımda, bu markaya yapmış olduğum katkının bende oluşan gurur ve duygusunun tarifi yok.

* Fenerbahçe'de en çok beğendiğiniz Başkan, yönetici ve Teknik Direktörler kimlerdir?
- Bugüne kadar Fenerbahçe'ye bir tuğla koymuş her kişiyi sırtımda taşırım. Makamı ismi ne olursa olsun fark etmez, benim için hepsi çok değerlidir. Ama Başkan Ali Şen'in yeri bende ayrıdır. Çalıştığım Teknik Direktörlerin hepsi çok saygın değerli isimlerdi. Genelde yabancı hocalar ile çalıştım. Ayrıca Türk teknik adam da vardı. Fenerbahçe'de Necdet Niş, Sarıyer’de Candan Tarhan ve Ahmet Suat Özyazıcı, genç Milli takımlarda Zeynel Soyuer, Çetin Güler, Teoman Yamanlar ve A Milli takımda Sabri Kiraz, Candan Tarhan ve yardımcı hocalar hepsi değerli insanlardı. Bugün teknik adamlığımda hepsinden esinlendiğim bir şeyler vardır... Başarılı olarakta bakarsak şampiyon olan takımları çalıştıran antrenörlerimizi öne çıkarabilirim. Kaleperoviç, Stankoviç, Veselinoviç. (Ayrıca 1988-89 da 103 gollü şampiyonluğu da vardır.)

* Fenerbahçe'den Sarıyer'e transferiniz nasıl gelişti ve sizi Fenerbahçe'den koparan etkenler nelerdi?
- 1985-86 Yılında kötü bir sezonun devamında 86 sezon açılışında 4-5 oyuncu kadro dışı kalmıştık. Ben daha sonra kiralık Sarıyer'e gittim. O sezonun (86-87) sonunda kulübe döndüm. Başkan Tahsin Kaya kulüpte kalmamın hocanın istemesine bağlı git onunla konuş deyince bende dönemin Teknik Direktör Yılmaz Yücetürk'e (rahmetli) gittim durumu anlattım. O da bana benim ile çalışmak istemediğini söyledi. Bende ‘hocam 17 sene emeğim var yaşım 30, antrenmanda çalışayım iyi görürsen oynatırsın yoksa sana destek olayım’ dedim. Netice benim bu dediklerimi kabul etmedi. Sert bir şekilde konuşarak ayrıldım ve Sarıyer'e gidip imza attım. Çok kırılmıştım. O da o sezona iyi başlamadı ve iki ay sonra Fenerbahçe'den ayrıldı. Sonuçta benim 17 senem de gitmişti.

* Fenerbahçe'den ayrılmak çok zor olmadı mı sizin için? O süreçte neler yaşadınız?
- Gerçekten Fenerbahçe'den ayrılmak çok zor gelmişti. Kadıköy çocuğuydum, ailemin hepsinin arkadaşları Faruk Ilgaz, Can Bartu, Basri Dirimli kimler yok ki. Semtim, arkadaşlarım hep oralıydım ve Fenerbahçe'nin başarılarında olmuşum, çok kişiyi taraftar yapmışım. Birileri beni orada tutmalıydı. Olmadı Sarıyer'e gittik.

* Dört sezon boyunca başarıyla formasını giydiğiniz Sarıyer dönemlerinizden söz eder misiniz?
- Evet Fenerbahçe'den sonra 3,5 sene Sarıyer'de oynadım. Çok saygın başkan ve yöneticiler ile çalıştım. Çok özel bir insan olan Eyüp Odabaşı genel kaptandı, daha önce Sarıyer ve Fenerbahçe'de top oynamıştı ve oranın çocuğuydu. Bütün futbolcular ile arası iyiydi. Harika bir takımla ve camia ile karşılaşmam bana iyi gelmişti. Orda hem eski bildiğim ve Sarıyer'den tanıdığım arkadaşlarım ile kaynaşıp harika bir ortam yaratarak başarılı olduk. Dönemin en iyi oyuncuları gelmişti. Selçuk Yula, Erdoğan Arıca, Erdal keser, Yaşar Duran, Fikret Demirer ve takımda olan ve daha başka transferlerinde harmanlanması ile çok başarılı olduk. Tabi her Fenerbahçe maçı eski Fenerbahçeliler için hep çok zor oldu ve çoğunda yeniyorduk, sevinç ve coşkumuzu içimize atıyorduk. Yıllar sonra 1988-89 senesinde Fenerbahçe'nin 103 gollü şampiyonluğundaki son maçında bizi karşı karşıya getirdi. O gün 4-3 Fenerbahçe'ye mağlup olmayıp berabere kalsaydık Sarıyer tarihinde ilk defa lig ikincisi olacaktı ve UEFA'ya direkt gidecekti. Biz 3. Olmuştuk, Galatasaray’da 2. olup UEFA’ya gitmişti. Ben daha sonra 1990 senesinin sonunda jübile yapıp futbola nokta koydum.

* Futbola veda ettikten sonra neler yaptınız ve şimdilerde nelerle uğraşmaktasınız?
- Futbolu bırakınca Teknik Direktör olmak için kurslara gittim. Bu arada Fenerbahçe kulübü beni ve Erdoğan Arıca'yı İngiltere'ye gönderip, lisan ve antrenör eğitimi için 7-8 aylık sürecek bir programı bize teklif ettiler. Biz de teklifi kabul edip bu eğitimleri alıp döndük. Fenerbahçe alt yapılarında antrenörlük hayatımıza başlamış olduk. Ben daha sonra 1992-95 yıllarında A takımında Holger Osieck ve Tomislav İviç'in yardımcılıklarını yaptım. 1996-98 yıllarında Mustafa Denizli'nin A Milli takımda yardımcılığını, Ümit Milli takımda Rıza Çalımbay ile beraber Teknik Direktörlüğünü yaptım. 2004-06 yılları arasında U 19 Milli takım Teknik Direktörlüğünü yaptım. Ara dönemlerde de Orduspor, Ağrıspor, Rizespor, Şekerspor, Göztepe ve Çanakkale Dardanelspor'da Teknik Direktör olarak görev yaptım. Şu anda TFF'de 2008'den beri Futbol Gelişim Direktörlüğünde (FGD) görev yapıyorum.

* Futbol yaşantınız boyunca, olsa yine yaparım dediğiniz şeyler nelerdir?
- Futbol hayatım boyunca keşke yapmasaydım dediğim şeylerimin sayısının az olduğunu düşünüyorum demek ki bunlar yaşanması gerekiyormuş...

* Ülkemizdeki futbol altyapılarının yeterli düzeyde eğitimler verip görevini tam olarak yaptığına inanıyor musunuz?
- Alt yapıların gelişmesi hiç bitmez ve durmamalı da zaten. Ülkemizde yetenek bulma diye bir sıkıntı yok, gelişmesinde problem var. Gelişimi sadece saha içi olarak bakmayın. Yeme, içme barınma, sosyal hayatı, eğitimi futbol gelişimini de bunlara monte ettiğiniz de doğru organizasyon yapıp doğru kişileri de seçtiğinizde ideali bulmuş olursunuz. Bugün Avrupa da her kulübün akademisi bu şekilde yönetiliyor. Biz bugüne kadar bir şekilde buralara kadar geldik. Milli takımımız Avrupa şampiyonalarına gitti Dünya 3. Oldu. Bugün bir sürü oyuncumuz yurt dışına gidip önemli kulüplerde top oynuyorlar. Teknik direktörlerimiz Mustafa Denizli, Fatih Terim, Şenol Güneş hepsi Türk insanı. Hepsi de Milli takımdan takım arkadaşlarım hepsi ile de gurur duyuyorum. Ayrıca oyuncular gökten inmediler. Hepsi bir kulübün alt yapısından yetişti. Dolayısı ile ülkemizde yetenek var ama bugüne kadar yaptıklarımızı daha da geliştirmeliyiz. Günümüz de bilimsel ve metodolojinin sahaya çok fazla yansıdığını hepimiz yaşıyor ve gözlemliyoruz. Kulüplerde harcanan para ve artan borçları da gördüğümüzde bu süreçte özümüzden faydalanarak bu uyumu acilen yapmamızın şart olduğunu düşünüyorum.

* Son olarak okurlarımıza ne gibi mesajlar vermek istersiniz.
- Öncelikle röportaj teklifinizden ötürü size teşekkür ederim. Ben bir futbol adamıyım. Bu ülkede yaşayan ve doğusundan-batısına, kuzeyinden-güneyine, sahaları bilen biri olarak, deneyimlerime dayanarak şunu söylüyorum. Çekirdek aile dediğimiz anne-babaya büyük iş düşüyor. Çocuklar oyun oynasın ne olursa olsun spor yapsınlar, sosyalleşsinler, çocuklar ile konuşsunlar, anlasınlar onları. Muhakkak bir şeye yeteneklerini bulacaklardır. Yönlendirmeleri destek alarak yapabilirler. Bilişim çağındayız bebekler mamalarını yerken hepsinin önünde bir tablet bir cep telefonu var. Artık insanlar gittiği aile ve yemek ortamlarında bile mesajlaşarak sohbet ediyorlar. Bu çocukları bu ortamlara hazırlamayalım lütfen diyor sizleri saygı ve sevgi ile selamlıyorum.

28/04/2022

"RAKİP SAVUNMA OYUNCULARINI ANALİZ EDERDİM"

19 Nisan 2022, 16:50 - Okunma: 453

Merhabalar değerli okurlarımız bu haftaki röportaj konuğumuz 1996-2013 yılları arası futbol oynayan ve 1. ligde Çaykur Rizespor ve Konyaspor'da üst üste 2 kez gol kralı olan ve aynı lig de oynadığı takımlarda 3 kez süper lige çıkma sevinci yaşayan, profesyonel futbolculuk kariyerinde lig de 494 maça çıkıp, 212 gol atma başarısını göstermiş olan eski yıldız futbolcu, teknik direktör Yunus Altun hocam ile gerçekleştirdiğimiz röportajımız sizlerle.

https://www.batmanmedya.com/haber/38142/rakip-savunma-oyuncularini-analiz-ederdim

* Yunus Altun'u yakından tanıyabilir miyiz?
- 1977 İstanbul Eyüp doğumluyum, Erzurumluyum evli 3 çocuk babasıyım.

* Futbola ne zaman ve hangi takımda başladınız?
- Futbola Fenerbahçe PAF takımında başladım.

* Futbolcu olmasaydınız ne olmak isterdiniz?
- Futbolcu olmasaydım karateci olurdum. Çünkü Karatede de başarılıydım.

* Futbolculuğunuzun ilk yıllarında beğendiğiniz ve kendinize örnek aldığınız isimler kimler?
- Fenerbahçe'deyken Aykut Kocaman, Tanju Çolak ve Brezilya Milli takımındaki Romario.

* Oyun stilinizi hangi oyuncuya benzetirdiniz?
- Aykut Kocaman ve Ramario.

* İlk transfer parasıyla ne aldınız?
- Anneme bilezik ve Hatayspor'dayken odama televizyon.

* Hatayspor'da 49 maç ve 25 gol, bize bu başarılı başlangıçtan söz eder misiniz?
- Hatayspor'da başarılı sezon geçirdim ümit Milli takıma gittim. Hatay halkı da beni çok sevdi ve bağrına bastı.

* Hatayspor, Konyaspor, Ç. Rizespor, A. Şekerspor, Bursaspor, Bucaspor ve Altay'daki başarınızın sırları neydi?
- Bu saydığınız takımlarda çok iyi hocalar ve futbolcular vardı ve iyi bir ekip olmuştuk. Bende golcü olarak şampiyonluklar ve gol krallıkları yaşadım.

* Oynadığı bütün kulüplerde fırtına gibi esen Yunus Altun, Kayseri Erciyes, Mardinspor ve Karşıyaka'da neden duruldu?
- Karşıyaka'da ve Mardinspor'da çok başarılı olamadım. Başarılı olmak isterdim ama şartlar ve olaylar başarısız olmama neden oldu.

* Sizi en çok zorlayan savunma oyuncuları kimlerdi?
- Çabuk ve hızlı bir oyuncu olduğum için çok zorlandığım savunma oyuncusu olmadı.

* Gol atmakta zorlandığınız kaleciler kimlerdi?
- 212 gol attığım için genelde gol atmışımdı kalecilerin çoğuna.

* Gittiğiniz birçok takımda 10 numarayı giydiğinizi görüyorduk. Neden 10 numara ve her zaman boşta olabiliyor muydu?
- 10 Numarayı seviyorum, boştaysa giydim. Boşta değilse genelde 53 ve 25 giydim.

* Atmış olduğunuz 212 gol arasında, en çok beğendiğiniz üç golünüz hangileridir?
- Beşiktaş'a attığım röveşata golüm. 2- Bursaspor'dayken Antalyaspor'a attığım kafa golü. 3- Rizespor'dayken Mersin İdmanyurdu'na attığım vole.

* Maçlardan önce şahsi olarak, rakip kaleci ve savunmacıların oyun özelliklerini inceler miydiniz?
- İncelerdim Cuma'dan itibaren onlara karşı oynayacağım taktiği kafamda kurar canlandırırdım.

* Çabukluğunuzu ve son vuruş becerinizi neye borçlusunuz?
- Çok çalışırdım. Antrenmandan sonra ekstra gol ve çabukluk çalışırdım.

* Dört büyüklerden transfer teklifi aldınız mı?
- Aldım hatta Beşiktaş'la anlaştım, imza da attık ama olmadı.

* Bu denli gol yüzdesiyle oynamış biri olarak büyük bir kulübe gidememek sizi üzmedi mi?
- O zamanın şartları ve medya gücü bu kadar yoktu. Şimdi olsa 3 büyüklere rahat giderdim.

* Yunus Altun hangi büyük takımda oynamak isterdi?
- Fenerbahçe'de yetiştim. A takıma çıktım, hazırlık maçlarında oynadım ama bu sefer direkt Fenerbahçe'de oynamak isterdim.

* Gününüzden günümüze en çok beğendiğiniz forvet oyuncuları kimlerdir?
- Geçmişte Aykut Kocaman, Tanju Çolak Fatih Tekke. Günümüzde ise Burak yılmaz ve Cenk Tosun.

* Olsa yine yaparım dediğiniz şeyler nelerdir?
- Daha çok gol atmak isterdim.

* Kariyeriniz boyunca keşkeleriniz neler oldu?
- Keşkelerim olmadı, çünkü yaşamak istediklerimin büyük bölümünü yaşadım çok şükür.

* Unutamadığınız bir anınızı bizimle paylaşır mısınız?
- Rizespor'dayken Çanakkale Dardanelspor'a voleyle gol atıp hemen hemen şampiyonluğu garantilememiz.

* Kariyeriz boyunca sizi çok üzen ve mutlu eden gelişmeler neler oldu?
- Çok üzen Konyaspor'da gol kralı olup şampiyonluğu son anda kaçırmamız. Mutlu eden ise bir sezon sonra Rizespor'da gol kralı olup şampiyon olmamız.

* Birlikte çalıştığınız Teknik Direktörlerden en çok kimi beğendirdiniz?
- Aykut Kocaman, Nejat Biyediç, Levent Arıkdoğan, Samet Aybaba, Kemal Kılıç, Güvenç Kurtar.

* Birlikte oynadığınız ve beğendiğiniz isimlerden bir 11 oluşturur musunuz?
- Kalede Kerem İnan, sol bek Altay Can, sağ bek Gürol Azer, stoper Erman Güraçar ve Kürşat Duymuş, orta saha Serkan Reçber, Evren Turhan, Serdar Kurtuluş, Erkan Taşkıran, forvet Eser Yağmur ve Okan Öztürk.

* Yönetimlerini beğendiğiniz hakemler kimlerdi?
- Kuddusi Müftüoğlu, Bünyamin Gezer, Cüneyt Çakır ve Fırat Aydunus.

* Son olarak okurlarımıza neler söylemek istersiniz?
- Öncelikle röportaj teklifinizden size teşekkür eder, Medya Gazetesi çalışanlarına selam ve sevgilerimi yollar, kıymetli okurlarınıza ise beni sıkılmadan okudukları için hepsine teşekkür ederim.

28/04/2022

"SPOR GAZETECİLİĞİNDE BÜYÜK SAPMALAR OLDU"

12 Nisan 2022, 16:42 - Okunma: 547

Merhabalar değerli okurlarımız. Bu haftaki röportaj konuğumuz usta spor kitap yazarı, spor programcısı Ahmet Çakır. Çakır, 1974 yılında TRT İstanbul Radyosunda çalışmaya başlayan ve İstanbul, Trabzon ve Erzurum'da bu görevini başarıyla sürdürüp, 1985 yılından itibaren yazılı basına geçerek sırasıyla Hürriyet, Cumhuriyet, Günaydın, Hürgün, Fotospor ve Radikal gazetelerinde spor yazarlığı yaptı.

https://www.batmanmedya.com/haber/38037/spor-gazeteciliginde-buyuk-sapmalar-oldu

Halen Sports TV'de ‘Sporsever’ adlı spor programının sunuculuğunu yapmakta olan ve koyu Galatasaraylılığı ile bilinen ve yazmış olduğu yazılarında daha çok Galatasaray'ı işleyen ve büyük bir bölümü spor konulu olmak üzere ve bazıları da edebiyat üzerine olan toplamda 17 kitap yazmayı başarmış olan duayen yazar Ahmet Çakır ile gerçekleştirdiğimiz röportajımız Batman Medya Gazetesi farkıyla sizlerle..

* Ahmet Çakır'ı yakından tanıyabilir miyiz?
- 1950’lerin başında Kastamonu’nun Bozkurt ilçesinde doğdum. Nüfusta 05.10.1952 yazıyor ama rahmetli annem 1951 yılında doğduğumu söylerdi. 1960 yılında ailemle birlikte İstanbul’a geldik. 1974 yılında TRT İstanbul Radyosunda çalışmaya başladım. 1979 yılında yayın şefi oldum. (Ankara’daki kursta Vanlı iki arkadaşım vardı; Turan ve Fatih). İstanbul Radyosunda 10 yıl çalıştım. Sonra Trabzon’a tayinim çıktı. Ardından da Erzurum’a gönderildim ve Mayıs 1985’te ayrılıp yazılı basına geçtim. 40 Yıla yakın sürede aralarında Hürriyet’in de bulunduğu pek çok gazetede çalıştım. Çeşitli televizyonlarda programlar yaptım. Halen Sports TV kanalında ‘Sporsever’ adlı bir program yapıyorum. Cuma günleri 15.00 ve 21.00’de yayınlanıyor. Pazar günleri bir tekrarı daha oluyor. Büyük bir bölümü spor, bazıları da edebiyat olmak üzere 17 kitabım var. Dostun Ölümü adlı hikayeler toplamıyla 1982 yılında Akademi Kitabevi Öykü ödülü kazandım. Bundan önce 1980 yılında dünyada ve Türkiye’de Sansür adlı çalışmamla Yunus Nadi ödülü kazanmıştım.

* Yazar olma fikri ve arzusu nasıl gelişti?
- İstanbul Radyosunun bu konuda bana çok büyük katkısı oldu. Etrafımda çok değerli yazarlar vardı. Ümit Kaftancıoğlu, Oktay Arayıcı, Mahmut Alptekin, A. Turan Oflazoğlu gibi değerli yazarların teşvik ve desteği önemliydi. Ayrıca İstanbul Radyosunun Kütüphanesi bir hazineydi. 5-6 yıl delirmiş gibi okudum. Yazarlığın temeli okumaktır. İçinizde Jack London’un Martin Eden’ını okumuş olanlar varsa o dönemde ne yaptığımı daha kolay anlayabilir.

3- Gençliğinizde mesleki olarak başka uğraşlarınız var mıydı?
- Hayır yoktu ama Ticaret Lisesinde 10 parmak daktilo yazmayı öğrendiğim için öyle bir olasılık vardı. Örneğin noterlikte eleman olarak işe başlamak üzereydim. Ayrıca, muhasebecilik yapabilecek donanımım vardı. O tür bir işte çalışabilirdim. Futbolu da çok seviyordum ve 7 yaşımdan beri oynuyorum ama bu işten ekmek yiyebilecek kadar iyi miydim bilmiyorum.

* İlk yazarlık deneyiminiz nerede ve nasıl başladı?
- İlk yazım 31.12.1978 tarihinde Cumhuriyet gazetesinin Ciddiyet adlı mizah sayfasında çıktı.

* Yazarlıktaki ilk yıllarınızda beğendiğiniz ve kendinize örnek yazarlar kimlerdi?
- Jack Londan, Maksim Gorki, E. Hemingway, Fakir Baykurt, Yaşar Kemal, Orhan Kemal ile Türk ve Dünya edebiyatının adları bilinen tüm yazarlarını okuduğumu söyleyebilirim. Elbette ki bazılarının yeri ayrıdır ama hepsini okudum.

* Galatasaraylılık ve Galatasaray sevgisi nasıl başladı?
- Kastamonu’nun Bozkurt ilçesine gazeteler birkaç gün sonra da olsa gelirdi ve önünden geçtiğimiz kahvehanelerde onlara bakabilirdik. Tabii o gazetelerde Metin Oktay’ı gördükçe böyle bir bağ oluştu ki bunu milyonlarca kişinin yaşamış olduğunu söyleyebiliriz. ‘Metin Oktay, İnönü Stadında iki direk arasında sığın 1500 kişilik Galatasaray taraftar sayısını milyonlara çıkaran adamdır’ denilir, doğrudur.

* Yazarlık yapmış olduğunuz gazetelerde en rahat çalışma ortamını bulduğunuz yerler hangileriydi?
- Farklı durumlar söz konusuydu. Örneğin Hürriyet yıllarında (1985-1988) muhabirdim. Gazetenin gücü pek çok kapının kolaylıkla açılmasını sağlardı. Gazetenin Jupp Derwall ile anlaşması vardı. Başkaları Alman hocanın yanına yaklaşamazken ben rekor sayıda röportaj yapmıştım. Sonraki yıllarda yazar olarak Yeni Yüzyıl, Yeni Binyıl ve Radikal gibi gazetelerde en rahat çalışma ortamını bulduğumu söyleyebilirim. En zoru yine muhabir olarak çalıştığım Günaydın dönemiydi. Aynı anda 4 ayrı gazetede birden çalışıyordum (Günaydın, Posta, Tan ve 24 Saat Spor). Cehennemi bir iş temposu vardı ve hiç kimse memnun değildi. 1990-1992 arasında Fotospor'un Haber Müdürü olarak da önce çok heyecanlı günler yaşadık. Ardından bir yıkımın altında kaldık.

* Yazarlık yaşantınız boyunca hiç tehdit aldınız mı?
- Tam olarak tehdit demeyelim ama ağırlıklı olarak Galatasaray yazdığım için özellikle Fenerbahçeli taraftarların tepkileri olmuştur. Ancak onlardan gelen övgüler de olurdu. (Tamam Galatasaraylı olduğunu biliyoruz ama en dürüst ve tarafsız gazeteci sensin) gibilerden övgüleri o gün bugün duyarım. Yazdıklarınızdan hoşlanmayan birileri her zaman olabilir ve ilişki kurma boyutunda tehditten başka bir şey bilmeyenler de az değildir ama bunlar kuru gürültüdür. Bunlardan etkilenirseniz işinizi yapamazsınız. Çok değerli gazetecilerinin korkunç biçimde öldürülebildiği bir ülkede bu tehditlerin lafı bile olmaz.

* Sizden özel olarak kendileri için yazı yazmanızı talep eden oldu mu?
- Kişisel olarak değil de yazdığı bir kitap için, dergi için ya da benzer bir nedenle isteyenler oldu.

* Ülkemizde basın özgürlüğü sorunu konusunda neler söylemek istersiniz. Sizce bir özgürlük söz konusu mudur?
- Bu konuda hiç tevazu gösteremem çünkü şu anda Türk basınında konuyu en derinlemesine bilen kişi benim. 1978’den bu yana konuyla ilgili olarak topladığım bilgi, belge ve evraklar dağ gibi. Bunların hepsi sözünü ettiğiniz özgürlüğün engellenmesi yolundaki belgelerdir. Ülkemizde hemen hiçbir dönemde gerçek anlamda bir özgürlük söz konusu olmamıştır. Böyle bir özlem içinde yaşıyoruz. Örneğin; Yunus Nadi ödülünü kazandığımda çalışmamın bir kitap olarak basılması gerekiyordu ama yetkili kişi beni çağırıp “Ahmetçiğim, bu kitap basılırsa 7,5 yıl sen hapis yatarsın, 7,5 yıl da biz yatarız” demişti. O günkü yasalar öyleydi. Hele arkasından 12 Eylül’de gelince neler yaşandığını biliyorsunuz…

* 15-20 sene öncesine kadar belli başlı gazetelerde yine belli başlı yazarları olurdu. Oysa şimdi sürekli değişen yazar kadroları mevcut. Bu konu hakkında neler söylemek istersiniz?
- Ülkemizde hemen her alanda yaşanan altüst oluş durumu burada da kendini gösteriyor denilebilir. Bir gazetede sağlam bir konum edinen yazar, aynı zamanda bazı kesimleri rahatsız da eder. Hatta kendi patronu bile ondan rahatsız olabilir. Ayrıca, siyasi müdahaleler de olduğunu hepimiz biliyoruz. Kimin nerede yazacağına meslek koşulları ve kuralları çerçevesinde değil başka şekillerde karar verildiği hep söylenir.

* İdmanlardan haberler hazırlayan muhabirlerine yazarlık ve yorumculuk yapmaları hakkında neler söylemek istersiniz ve bunları yeterli buluyor musunuz?
- Son yıllarda özellikle spor gazeteciliği kapsamında en büyük sapmanın burada yaşandığı söylenebilir. Muhabir, kendi işini iyi yapamıyor ama bir üst sınıf sayılabilecek olan yorumculuğa özeniyor. Çalıştığım en önemli spor müdürü olan rahmetli Doğan Koloğlu kötü muhabirle ilgili olarak “Haber gözüne yumruk atar, adam görmez!” derdi. Yakın zamanda böyle bir şey oldu. Kayserispor’un İstanbul’da Beşiktaş’ı Türkiye kupasından elemesi sonrasında maçın adamı olarak gösterilen Kayserispor kalecisi Cenk Gönen maç sonundaki konuşmasında “Bu zaferi, Kiev’de bulunan ablam ve enişteme armağan ediyorum” dedi. Muhabir arkadaşımız hiç çaba göstermeden büyük bir balık yakalamıştı. Sadece birkaç soru sorması gerekiyordu. Ablan ve enişten Kiev’de ne yapıyorlardı? Savaş koşullarında şu andaki durumları nedir? Türkiye’ye getirilmeleri konusunda bir şeyler yapılıyor mu? Siz onlarla konuşabiliyor musunuz? Bu soruları sorup yanıtlarını alsa ertesi gün bütün Türkiye o arkadaşın haberinden söz edecek ama kardeşimiz farkında bile değil.

* İlk kez 1980'de ‘Sansür’ adlı kitabını yazan biri olarak kitap yazma fikri nasıl gelişti?
- Doğal bir süreçti. Benim kadar çok okursanız patlayacak hale gelirsiniz ve bundan kurtulmanın yolu yazmaktır. İşin özünü anlamışsanız, daha iyi yazabilmek için de bilinçli ve disiplinli bir yazma çabası içinde olmanız gerekir.

* Daha sonra devam eden ve toplamda sayısı 11'e yükselen kitaplarınıza kısaca değinir misiniz?
- Spor kitapları konusunda büyük bir boşluk vardı. 100. Yılında Galatasaray Tarihi diye bir kitap mutlaka olmalıydı. Ayrıca Milli takımın her başarısıyla ilgili bir kitap yazdım. Bunu milli bir görev saydım. Madem ki yönetici, teknik adam, futbolcu ve hatta taraftar böyle bir başarı kazanmış, ben de gazeteci olarak bunu kitaplaştırmak zorundayım diye düşündüm ve yaptım.

* Birlikte çalıştığınız en iyi Yazı İşleri Müdürü ve Spor Müdürleri kimlerdir?
- Çok değerli isimlerle çalıştım. Doğan Koloğlu’nun en başa yazabilirim. Ergun Hiçyılmaz’ı da hemen yanına yazayım. Altuğ İstanbulluoğlu kardeşim de İstihbarat şefi olarak en iyisiydi. Başkaları da var; örneğin Yiğiter Uluğ çok nitelikli bir spor gazetecisi ve yöneticisidir. Attila Gökçe ağabeyimle çok yakın ilişkimiz var ama hiç birlikte çalışmak nasip olmadı.

* Olsa yine yaparım dediğiniz şeyler nelerdir?
- Bizim işte böyle şeyler pek olmaz. Spor dünyasında olup bitenleri aktarma boyutunda işi çok da büyütmemek gerek. Siyasi gazetecilik denilecek kapsamda bu işi yapan arkadaşlarımız için böyle şeyler söz konusu olabilir.

* Meslek yaşantınız boyunca keşkeleriniz neler oldu?
- Dünya Kupası, Avrupa Şampiyonası gibi organizasyonlara yeterli sayıda gittim ama Olimpiyatları izleme konusunda tembellik ettim. Daha çok olimpiyat izlemem gerekirdi. 2004 Atina’ya gitmemiş olmama inanamıyorum çünkü hazırlık çalışmaları döneminde gidip statların durumuyla ilgili haber yapmıştım.

* Yıllarca stadyumlarda Galatasaray maçlarını izlemiş biri olarak, beğendiğiniz oyunculardan bir GS 11'İ oluşturur musunuz?
- Taffarel (Simoviç ve Mondragon da olabilir, itiraz etmem), Cüneyt, Erhan, Yusuf Altntaş) - Okan Buruk, Suat Kaya, Emre Belözoğlu, Gheorghe Hagi, Ergün Penbe, Kadri Aytaç, Metin Oktay.

* En çok beğendiğiniz Galatasaray başkanları kimlerdir?
- Döneminde kazanılan başarılar itibariyle ilk sıraya Faruk Süren’in yazılması gerekir ama ondan hoşlanmayanların çok olduğunu da biliyorum. Alp Yalman’dan, Özhan Canaydın’dan Adnan Polat’a kadar hemen hepsiyle birlikte çalışma durumumuz oldu. Hepsini yazabilirim. Elbette ki başarı durumları tartışılabilir ama hepsi memleket ortalamasının çok üstünde kaliteli insanlardı. Hele bugünkü bazı kulüp başkanlarına bakıldığında arada Everest kadar fark vardı.

* En çok beğendiğiniz Galatasaray Teknik Direktörleri kimlerdir.
- İlk sıraya Jupp Derwall’in yazılmasına kimse itiraz etmez sanırım. Hemen onun yanına Gündüz Kılıç adını da yazabiliriz. İki ayrı dönemde takımı şampiyon yapan Feldkamp müthiş bir hocaydı. Elbette ki Fatih Terim bu listede mutlaka yer almalıdır.

* En çok beğendiğiniz TFF ve MHK Başkanları kimlerdir?
- Uzak geçmişte kalmış efsane TFF Başkanları vardır. Hasan Polat, Orhan Şeref Apak gibi isimler bu kapsamda ilk akla gelenler. Yakın zamanda Şenes Erzik çok önemli bir isimdir. Sonrasında bir altüst oluş içindeyiz. Döneminde kazanılan başarılar nedeniyle Haluk Ulusoy’un adı da mutlaka anılacaktır. Yakın yıllarda bu iş biraz tatsız bir boyutta gelişiyor. Hangi nitelikleri ve özellikleri nedeniyle bu göreve getirildiklerini anlamakta zorlandığımız kişiler olabiliyor. Nitekim bunun sonucu da ortada. Futbolumuz sürekli bir kaosun içinde. Sürekli lafı edilen ‘marka değeri’ hayal olmuş durumda. MHK Başkanları olarak büyük bir bölümü değerli insanlardı. Ahmet Güvener, Mustafa Çulcu, Yusuf Namoğlu, Zekeriya Alp hemen aklıma gelenler.

* Yönetimlerini beğendiğiniz hakemler kimlerdi?
- Onlara başka nedenlerle kızanlar olduğunu bilmiyor değilim ama Ahmet Çakar ve Erman Toroğlu hemen akla gelen isimler. Yakın zamanda Cüneyt Çakır Türk hakemliğinin bayrağını zirveye dikti. Gerçi memleket dahilinde kendini kimseye beğendiremedi ama ‘Dünyada son 20 yılın en iyi ikinci hakemi’ gibi bir unvan, futbolumuzun bir daha erişilmesi mümkün olmayan zirvelerinden biridir. Biz toplum olarak zirveleri değil zırvaları daha çok sevdiğimiz için Cüneyt Çakır gibileri sevmiyoruz. Kuşkusuz ki başka değerli hakemler de var.

* Meslek hayatınızda unutamadığınız bir anınızı bizimle paylaşır mısınız?
- Galatasaray idmanında ölen 17 yaşındaki futbolcu Dursun Özbek (Evet, Başkan Dursun Özbek’le aynı adı taşıyan yeğeni. 1986 ya da 1987’nin Aralık ayıydı. O gün Florya’da iki idman vardı. Dehşet soğuk bir gündü. İlkini izledim. İkinciyi izlerken Derwall yanıma geldi ve “Like Sibirya, isnat it Ahmet Bey (Sibirya gibi soğuk değil mi Ahmet Bey” dedi. Zaten idmanda bir şey olduğu-olacağı yoktu. A takım ile gençler 7’şer kişilik maç yapıyordu. Orada donmak yerine gazeteye gidip sonucu kolaylıkla öğrenerek yazabilirdik. Böyle düşünmek oradan ayrılmamızdan sadece birkaç dakika sonra Dursun Özbek kardeşimiz yığılıp kalmıştı. Tabii bizim açımızdan da böyle bir haberi atlamış olmak, tam bir felaketti. Kovulmamıza bile yol açabilirdi.

* Meslek hayatınız boyunca sizi en çok üzen ve mutlu eden gelişmeler neler oldu?
- Yukarıda anlattığımın dışında Kovaçeviç’in Galatasaray’a gelme haberi vardı, avucumun içinde diyebileceğim haberi atlamıştım. Kovulmam gerekirdi ama ben değil spor müdürü rahmetli Eşfak Aykaç kovuldu… En sevindiğim olay ise önce Galatasaray’ın 14 yıl aradan sonra şampiyonluğuydu. Adım adım izlemiş ve iyi gazetecilik yapmıştım. Sonrasında da biliyorsunuz, çeşitli Avrupa başarıları var. 2000’deki UEFA Kupasına kadar uzanan. Bunların hepsini yerinde izleyip yazma imkânım oldu.

* Size göre Galatasaray'ın en sürpriz galibiyeti hangisindeydi.
- 2000 UEFA Kupasına yürürken deplasmandaki Dortmund galibiyeti ilk sıraya yazılabilir. Sarı-kırmızılı takımın 2-0 kazandığı maç müthişti. Ondan önce Mallorca galibiyeti de şaşırtıcıydı çünkü İspanyol takımı evindeki maçın ilk yarım saatinde Galatasaray’a 4 atabilecek bir futbol oynamış ama golü bulamamıştı. Sonrasında Galatasaray maça 4-1 kazandı, inanılır gibi değildi.

* Son olarak Batman Medya gazetesinin okurlarına ne gibi mesajlar vermek istersiniz?
- Efendim, öncelikle röportaj yapma isteğinizden ötürü size teşekkür etmek isterim. Ayıca zor koşullar altında görev yaptıklarını bildiğim meslektaşlarıma selamlarımı gönderiyorum. Başarılar diliyorum. Bu mübarek ayın ülkemize ve insanlarımıza hayırlar getirmesini diliyorum.

Want your business to be the top-listed Gym/sports Facility in Istanbul?

Click here to claim your Sponsored Listing.

Location

Category

Telephone

Address


Istanbul

Opening Hours

Monday 09:00 - 00:00
Tuesday 09:00 - 00:00
Wednesday 09:00 - 00:00
Thursday 09:00 - 00:00
Friday 09:00 - 00:00
Saturday 09:00 - 00:00
Sunday 09:00 - 00:00