15/09/2026
⚓️Ermonia’da teknemizi güvenle limana bağladıktan sonra, rota yönümüzü Hydra’ya (İdra) çevirdik. Bu kez kendi teknemizle geçmek yerine hızlı deniz taksilerini tercih ettik. Çünkü Hydra’nın o meşhur, minicik limanı adeta ana baba günüydü; feribotlar, büyük yolcu motorları ve sürekli mekik dokuyan deniz taksileri tüm limanı doldurmuş durumdaydı. Üstelik koy yapısı nedeniyle etrafta rahatça demir atıp alarga durulacak uygun bir yer bulmak da oldukça zor. Biz de deniz mücadelesine girmek yerine taksiye atlayıp rüzgarı yüzümüzde hissederek adaya geçtik ki son derece pratik ve keyifli bir karar oldu.
Hydra’ya adım attığınız anda sizi büyüleyici bir zamansızlık karşılıyor. Ege’nin en özel adalarından biri olan Hydra’da motorlu araç kullanımı tamamen yasak. Sokaklarda ne bir araba gürültüsü var ne de egzoz kokusu; ulaşım yalnızca yürüyerek, tatlı eşeklerle ya da deniz yoluyla sağlanıyor. Taş mimarisi özenle korunmuş, daracık dik sokakları, sardunyalarla süslü beyaz evleri ve geçmişte deniz ticaretinden büyük servetler kazanmış kaptanların görkemli konaklarıyla adeta yaşayan bir açık hava müzesi gibi.
Sanatçıların ve yazarların (Leonard Cohen’in de bir dönem ilham perisini aradığı yerdir) neden buraya aşık olduğunu anlamak hiç zor değil. Liman kıyısındaki şık kafelerden birine oturup adanın kendine has dingin ritmini izlemek, ara sokaklarda kaybolmak ve Ege’nin o masmavi sularına karşı akşamüstü keyfi yapmak bize inanılmaz iyi geldi.
Kendi teknemizle girmemiş olsak da deniz taksisiyle yaptığımız bu kısa kaçamak, seyahatimizin en unutulmaz, en keyifli günlerinden biri olarak hafızamıza kazındı.